Zamanın Sarkaçları (Tokat Saat Kulesi'nin 100. Yılı Anısına)
15/12/2008 · Kategori: ilimiz TOKAT
Zamanın Sarkaçları (Tokat Saat Kulesi'nin 100. Yılı Anısına) Zamanın sarkaçları salkım saçakdökülürken bu Şehr-i Tokat'ın nasırlı ellerinden ben hala evde kalmış kız kurusu sevdalara aşık başı dik ve alnı açık ihtiyar bir delikanlıyım ve ben hala kanadı yağmur yüklü göçmen kuşların tünediği bir şefkat tapınağıyım Ancak güneşin ilk ışıkları okşarken şu hökelek gövdemin güdük ve fakir gölgesini ben Behzat Deresi'nin yemyeşil o kadim sularıyla her gün yunup yıkanmaktayım Oysa tam bir asır geçmişti aradan eskiyen zaman mıydı bu Şehr-i Tokat mıydı yoksa günlük sevişen akreple yelkovan mıydı Bilmiyorum inanın bilmiyorum ama yinede zamanın o küskün şahitliğine yitip giden silinen Halkalı Köprüsü'ne yanımdaki kavağın çatırdayan sesine birde Topçam Dağı'nın soğuk esen yeline inatla direniyorum Unutkanlığımı bunaklığıma verin ne de olsa koca bir yüzyıl geçmiş buradan ben ki nice depremler yedim nice yangınlar gördüm nice selleri savdım ben ki bütün bunlara rağmen yıkılmadım sürünmedim küçülmedim bir onur yarışı gibi bir zafer savaşı gibi ve bir İstiklâl Marşı gibi şimdi bile dimdik ayakta ve hayattayım Ya sonrası kardı kıştı soğuktu nice kağnılar çöktü önümde kervanlar geldi geçti usulü aheste ve nice analar şehit verdi oğlunu gavurun dölü yedi düvele karşı Yemen'de Trablusgarp'ta Çanakkale'de ve ben bir türkü duyardım uzaklarda ' Hey on beşli on beşli Tokat yolları taşlı On beşliler gidiyor Kızların gözü yaşlı ' Derler ki su uyur düşman uyur ama saatler hiç uyumazmış kim demiş ben ki her seher vakti kardeşim Behzat Camii'nden yükselen mahmur ezan sesiyle uyanırım Oysa tam bir asır geçmişti aradan eskiyen ezan mıydı bakır bir kazan mıydı yoksa Şehr-i Tokat'a düşen son hazan mıydı O demler bir Mevlevihane vardı tam karşımda huşu ile dönen semazenlerin ahenkle çalınan kudümlerin esrarı oruç nefeslerin birde yanık neylerin efkârı bulaşırdı ya kanıma ya ruhuma yada damgasız kadranıma Peki şimdi nerede o edepli o ahlaklı naif yüce insanlar nerede o sema ayinleri buhur tütsüleri Allah'a adanmış aşklar çiçek açmış avuçlar cennet kokan dualar peki şimdi nerede o ince o zarif ve kibar merhamet dileyen kullar Allah'a giden yollar Oysa bir asır geçmişti aradan eskiyen anılar mıydı tükenen sayılar mıydı yoksa Tokat Erenler darda mezarda mıydı Sonra hatırlıyorum da bir Bey Sokağı vardı şuralarda gerçi hala yerinde duruyor durmasına da o renk cümbüşü faytonlar gelinlik bir kız gibi artık süzülmüyor camlarda cumbalarda nal seslerinin tıkırtısı tekerleklerin gıcırtısı ve gizli aşkların derinden fısıltısı ne başımda ne taşımda ne de duvarlarım da artık yankılanmıyor ki Ha unutmadan birde Mevlana Hamamı vardı canım öyle hamam deyip geçmeyin efendi babadan kopartılan harçlıklarla birgün önceden hazırlanıp gidilirdi keyfi hoş sefalara çimmeye yıkanmaya aklanıp paklanmaya hele o canım el emeği göz nuru ince nakış dantelli sandık dibi bohçalar titiz bakır işçilik hamamtası kildanlar o mis gibi tertemiz bembeyaz çamaşırlar bir özenle katlanmış ipekten peştamallar küçük küçük peşkirler pamuk gibi havlular Hele birde ne kadar kahkahayla gülerdim - babanı da getirseydin len diye bağıran o hamamcı karıya eh gülmemek elde miydi ki Dudu Ninenin kolundan zorla çekiştirip utancından moraran yere bakan çocuğa Daha hangisini sayayım akşamdan yapılan börekleri mi cevizli çörekleri mi çemen etli keşkekleri mi zeytinyağlı dolmaları mı mahcup gelinleri mi zarif görümceleri mi yaşmaklı ve nur yüzlü şişman kayınvalideleri mi onlarda tarih oldu onlarda kalmadı artık sadece kalan Mevlana Hamamı kiminin adı dudağında kiminin tadı damağında bende son kalan ise sadece hevesi o da takılı kaldı sarkaçlı kursağımda Eskiyen kapılar mıydı ahşaptan yapılar mıydı yoksa Tokat betona gömülen tapular mıydı Bilemiyorum inanın bilemiyorum ama yinede zamanın o despot yüzsüzlüğüne yitip giden silinen Kazova Üzümleri'ne altımdaki toprağın kanayan öfkesine birde Gıjgıj Dağı'nın o zehir gözlerine inatla direniyorum Oysa bir asır geçmişti aradan ve sadece zamandı yerinde hırlı mısmıl durmayan ama naftalin kokuyordu dünya ben Yüksekkahve'ye baktığım zaman gerçi Yüksekkahve'de duruyordu yerinde ama taksici Keçi Tahir'leri matbaacı Pipo Fethi'leri Madımağın Celal'leri hatırlamaz her duyan Sonra Uzun Tevfik vardı otobüse bir biner pir binerdi salepçi Remzi vardı müteşebbis Vasfi Diren vardı Nafa'dan emekli Ali Sucu vardı yani kısaca o zamanlar vakit bol hayat telaşsız ömür uzun sadece kaldırımlar birde sokaklar dardı Mesela höllük nedir biliyor muydu bugünkü yeniden yetme gençlik bıldırcınbudu armudunu göğsulu armudunu kanlı sülük gırtlağını devenin ham hamutunu kömeyi pestili tarhanayı incirlenmiş kara pekmezi bulamayı Artık odun kömürlü semaverlerde tavşankanı çaylar demlenmiyordu ve keskin tömbeki kehribarlığında aşikâr nargile üflenmiyordu belkide bu sessizlik höllüğün kumundandı isyan ve özgürlükse cep telefonundandı Eskiyen zaman mıydı bu Şehr-i Tokat mıydı yoksa bacada tüten küllenmiş duman mıydı Hazır laf kucağa düşmüş iken Bulvar Sineması'nı Zafer Sineması'nı Ali Sabri'yi de anlatayım bari size özel seans matinalar vardı eskiden yazlık sinemalar tahta sandalyeliydi kabak çekirdekleri gözyaşı mendilleri genç kız fingirdemeleri kırık leblebi tadında yerli yersiz filimler komik ve eğlenceli hem vurdulu kırdılı hem romantik hazinkâr umuma veya bayanlara Türkan Şoray'lı Ediz Hun'lu hicranın hıçkırıkları ya buz kovalarına yatırılmış buz gibi Fertek gazozları patlamış mısırlar pamuk şekerler halkalı şekerler kaynana şekerleri içinden artist çıkan balonlu çikletler gofretler misketler zagorlar teksaslar tommiksler ve daha neler neler onlarda kalmadı artık onlarda tarih oldu Nerede o zamanlar renkli televizyonlar bilgisayarlar şatafatlı reklamlar bütün yük bar bar bağıran çığırtkanlarda belkide adını tek unutamadığım elinde megafonu kır saçlı tok sesli Bekir Amca bir bakarsın Horuç Sokağı'nda bir bakarsın Devegörmez'de bir bakarsın Behzat'ta bazen elde yapılmış bazen klişe baskılı koca koca afişler sırtındaki tahtada Oysa bir asır geçmişti aradan eskiyen Sultan mıydı Türkan mı Şoray mıydı yoksa filmin perdesi siyah ve beyaz mıydı |
Halil Pazarlı |
0 yorum yazılmıştır





