"""Rabbin (c.c.)sana ne darıldı, ne de seni bıraktı…Bu ayet beni çok etkiliyor:( Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor: “Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı”(Duha-3)Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin. Rabbim (c.c.)terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! .. Bu ne büyük ferahlık değil mi? ………..
Başınızda ağır bir dert var. Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor imdada: “Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! ” (İnşirah-5/6) Garantiyi veren Allah(c.c.)! .. Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği “mutlaka” ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor.Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu, çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor. Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri(k.s) şöyle demiş:”Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş”……… Yakup, oğlu Yusuf’u yitireli 40 yıl olmuş. Bedeni bu ıstıraba dayanamamış da gözleri kör olmuş. Ama hala ümit içinde evladını bekliyor. Kardeşler Mısır’dan kervanla dönünce: “Kervanda Yusuf kokusu alıyorum” demiş Yakup. Oğulları acı acı gülerek: “Baba, 40 yıl geçti, hala mı ümit, hala mı Yusuf? . Geç bunları geç” demişler. Yakup’un cevabı ümit dolu: “Allah ın rahmetinden ümit kesmeyiniz; çukurundan çıkamayacak gibi hissediyorsunuz kendinizi. İşte hem teselli hem ümit size:”Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer-53)………
Maddi sıkıntınız hat safhada. Yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz. İflas ettiniz..Sıfırı tükettiniz yani. Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken ayet size yeni bir ümit veriyor: “Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe-28)………
Bir yakınınız ölümcül hastalıkla yatağa düştü. Doktorlar fazlaca ümit vermiyorlar.Çoğu kere Onu nasıl teselli edeceğinizi dahi bilemiyorsunuz. Gerçek ortada iken moral vermeye çalışmak sanki sahte davranmak gibi geliyor size. Ciddi bir delil olmalı ki hastanıza siz de inanarak moral verebilesiniz. Eyyub Nebi var Kur’an’da…Hastalıkların, dertlerin en ağırına müptela olmuş ama sıhhate kavuşmuş. Onun hali size dayanak oluyor: Kulumuz Eyyub u da an, o zaman Rabbine(c.c.) şöyle nida etmişti: “Bak bana, meşekkat ve acı ile şeytan dokundu! Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir ibret olsun. (Sa’d-41/43)………
Olayları, gelişmeleri yorumlamakta, tavır belirlemekte zorlanıyorsunuz. Bazen her şey lehinize giderken, bazı dönemlerde de yığınla aleyhinize gelişmeler oluyor.Aslında Allah(c.c.) Sisteminde lehte yada aleyhte düzenlemeler söz konusu değil.Sadece olması gereken; olması gerektiği en uygun vakitte gelişiyor. Ama yine de bazı şeyleri yediremiyorsunuz kendinize. Bir tutamak arıyorsunuz. Ayet el veriyor size: “Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara-216) ……… Rabbimiz Allah(c.c.), Rasülümüz Muhammed(s.a.v) , Kitabımız Kur’an, Yolumuz Sırat-ı Müstakim! .. Bizden bahtiyarı yok dünyada! .. Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın zafer ve başarı bizim. Bunu da kafadan söylemiyoruz, Kur’an konuşuyor:Vel Akıbetü lil Müttakin(Kasas-83):Akıbet(hayırlı son, güzel sonuç) Müttakiler (takvayı kuşananlar, korunanlar, inanca sarılanlar) içindir. inşaallah!
Radiytü billâhi Rabben ve bil-İslami diynen. VebiMuhammedin (sallallâhü teâlâ aleyhi ve selleme) nebiyya."""""""""""
-ALINTI-
çok güzel insanın içine her daim su serpen ruhunu feraha erdiren bi yazı.internetten bi yerlerden alıntı işte.eski dosyalarımı kurcalarken çıkıverdi karşıma.bu sefer ekleyim dedim...
Ve dertler ne büyük olursa olsun insana ümidi aşılayan bir başka alıntı: "Allah(C.C) kuluna kafi değil mi?"(Zumer Suresi) Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursaRAB'bine dönüp; "BENİM BÜYÜK BİR DERDİM VAR! " deme, Derdine dönüp "BENİM BÜYÜK BİR RABBİM VAR! " DE.................
bugün klavyeyi annişden kaptım.yazmaya başladım :))))))) yok canım sadece annişim epeydir beni benim dilimle anlatmadığını farketti ondan sırayı bana devretti. efem dün dedecik bana büyücek bi kamyonet ve de kum kovası aldı.hani annişim önceki yazıda kumda kovasız bişekilde başka bi çocuğun insafına kaldığımdan bahsetmişti ya.dayanamadı dedoş benim bu acziyetime ve hemen kovamı tedarik etti. SAĞOL VAROL YAŞA DEDE
neyse annişim işten gelince ilk iş hemen elcağızından tutup oyuncaklarımı göstermek oldu."dede aldı" die dört dolanıyorum işte tabi laf aramızda aldı diyemiyorum da "dede al..." felan gibi lafzlar işte...o kadarla idare edsinler suya hastayım bu aralar.püf yaptım diiip hemen banyonun kapısına yollanıyorum.banyo seferim dördü buluyor bazen.napsın anneannecik dayanamıyor banyo kapısını tırmalamama.vicdan yaptırınca yelkenler fora olayı malum kaplıcaya gitmiştik akrabalarla.bizim Fatmanur bebek var....çıtırcık...kız çok ağır satıyo ama kendini....bi keresinde yanağından makas alma gafletinde bulundum.cıngarı bastı.daha mı tövbeeeee......halbuki ben bi annecimden fıstık alıyorum bi de bu kızdan alasım geldi.o da burnumdan geldi vala."hadi Yusuf fıstık yap Fatmanur'a"diyolar kız hemencik cıngarı basıyo...ala alaaaa
bi elini öptürmeyi seviyomuş.ben de tatil boyu elini öptüm işte. dün annecik "hadi dedenin elini öp" dedi."malum bayram geliyo öğren artık" diyede ekledi.bayram denen şey de neyse.??ama tabi ben bi tek annecimin bi de Fatmanurun elini öperim.ne kadar dedoşun peşinde 4 dolansamda o iş başka bu iş başka.... bu aralar sevgi böcüğü oldum.öpüyorum fıstık yapıyorum kucaklıyorum...tabi sadece annişimi
dün akşam üstü parktayız.başka bir arkadaşın çocuğu da var. 3 yaşlarında bir kız. bu tatlı kızın kovası küreği işte böle kum oyuncakları var.bizimkide kumu sever zati.ama bizim kürek evde kalmış.kızımız paylaşmak istemiyor.mız mızlanıyor.neyse annesi önce kürekten birini veriyor.kova bir tane.bu sefer yusufun kovaya kum koymasını istemiyor.bizimki kafasını çevirip şikayet ediyor.kovayı çekiyor önüne gibilerinden tabi böle cümlesel bazda deil de.işaret ederek.biz bu işaretten şikayetini anlıyoruz. neyse sonunda başka çareler üreterek sorunu çözümlüyoruz.başlıyoruz konuşmaya. -bizimki çok sosyal paylaşma sorunu yok hatta çocuklar bizimkine yüz vermiyor diyorum gülüyoruz arkadaşın cevabı beni eyvahlara sokacak cinsten. -bu yaşla da alakalı.geçen sene yusufun yaşlarındayken benim kız da herşeyini verirdi komşu kızımıza.komşu kızı da 3 yaşlarındaydı o paylaşmak istemezdi şimdi de 3 yaş oldu benim kız paylaşmıyor. -sahiplenme duygusu daha da gelişince böle mi oluyor yani diyorum ve benim bol sosyal oğlum kreşte sorunsallık yaşatmayacak yaşamayacak tezimiz de böylece çürümüş oluyor. tamam kabul çocukların bu dönemde bencil olduğunu paylaşma duygusuna sahip olmadığını söylüyor internette konuyla alakalı siteler.paylaşma duygusu 7-8 de tamamen yerleşiyomuş da bende böyle deildi.kaldı ki biz şu anki haline bakıp bu huyunun da değişeceğini düşünmemiştik hiç zira bu sosyallik varken çocukta bencil olması kulağa bile komik geliyor. velhasılı yine bir muamma halini aldı beynimdeki düşünceler. ne yani ya bu çocukların kolay bir yaşları olmayacak mı?bugünkü haline güvenip yarın için plan yapamayacakmıyız, umut edmeyecek miyiz biz........
Bu kez anladım, Kuru dallardan yapma, Bi köprüden geçiyorum..
Ben ordaydım, Erbabı yalnızları, Yutan kentler biliyorum..
Bu kez anladım, Hüzünlerden bozma, Mutluluklar yaşıyorum..
Ben ordaydım, Acemi aşıkları, Boğan sular biliyorum..
Ne müttefik belli, Ne sığınakların yeri..
Kaybettim bugün kendimi, hükümsüzdür Sonu yok bunun, boşluklardan boşluk beğendim Vazgeçtim bugün herşeyden halsiz şu kalbim Kan revan içinde hep kanamaz denen yerlerim
Hem suçsuz hem güçsüz hem halsiz
Bu kez anladım Kartonlardan yapma Siperlere pusuyorum
Ben ordaydım Huzurlu zamanları Yıkan sonlar biliyorum
Babamı namaz kılmış, dua ederken görünce "Benim için de dua et" deyiveriyorum ve babamın cevabıyla dumur oluyorum. "Kendisi nerede derse ne diyeyim?"
Sevgili anneanneciğim, havaalanındaki kadın polis memurunun amacı sana sarılmak değil üzerini aramaktı. Hadi sarılıp sırtını sıvazladın, bir de üstüne öpmenin ne gereği vardı?
Bundan birkaç sene önce büyükannemi doktora götürdük. Muayeneden sonra tahlil için gün verip "Sabah sakın bir şey yemeyin, aç karnına gelin." diye tembihlendi. Hastaneden çıktıktan 5 dakika kadar sonra büyükannem sessizliği bozdu ve buram buram umut kokan sorusunu sordu. "Kahvaltıda ne ikram edecekler acaba? Aç gelin diye o kadar sıkı tembihlediler. .."
Geceleri çok sıcak olduğundan uyuyamıyorum. Ben de buna kendimce bir çözüm buldum. Kuaför salonlarında saça su sıkılan sprey şişelerinden aldım ve gece sıcaktan bunalınca yukardan püskürtüyorum, sanki yağmur yağıyormuş gibi oluyor ve bayağı bir serinliyorum. Elime ayağıma da püskürtünce onun serinliğinde biraz uyuyabiliyorum ama yanımda yatan sevgili kocam ertesi gün bu durumdan rahatsız olduğunu şöyle ifade ederek beni gülme krizlerine soktu: "Lütfen gece o suyu sadece kendine püskürt, yoksa kendimi manavdaki sebzeler gibi hissediyorum. "
Babama bilgisayar ve internet kullanmayı öğrettiğim ilk günler... "Baba bak bu mouse, yani fare." diyorum, nasıl kullanıldığını gösteriyorum. Birkaç gün sonra babam beni çağırıyor. "Kızım gel bak, bu kurbağa çalışmıyor!"
Sabah okula gelip bilgisayarın başına oturduğumda Youtube'un kapatıldığını öğreniyorum. O sırada içeri elinde çayla çaycımız Şerife Hanım giriyor. Acımı onunla paylaşmak istiyor ve "Şerife Hanım, duydun mu; youtube da kapatılmış." diyorum. Şerife Hanım bu olaya hiç şaşırmadığını belirten yorumunu ortaya atıyor hemen. "Bu okulda ne düzgün gidiyor ki zaten? Tuvaletin süpürgesini de almışlar!"
Canım kaynanacığım, hani evimize her gelişinde, bin bir bahaneyle evin her köşesini gezip temiz olup olmadığını kontrol ediyorsun ya, hiç zahmet etme tertemiz her yer. Çünkü sen gelmeden önce oğluna saatlerce evi temizletiyorum.
Yeni doğmuş oğluma, ısrarla babasının demode ismini koymaya çalışan kocamı vazgeçirmek için, o ismin eski sevgilimin adı olduğunu söyledim. Sonuç; artık babasından bile bahsetmiyoruz.
Doktorunun "Kaç yaşındasın?" sorusuna "Sizce kaç gösteriyorum? " diye cevap veren başka hasta var mı? Acil serviste bekliyorum da...
Ailece amcamlara bayram ziyaretine gittik. Konu yaştan açıldı. Yengem de geçen hafta kırk yaşını doldurduğunu söyledi. Amcamın beni krize sokan bomba önerisini aynen aktarıyorum. "Hanım, seni bozdursak da iki yirmilik yapsak nasıl olur?"
4 yaşındaki prensese tehlike atlatıldıktan sonra oyuncağın arkasından çıkardığı minik pili niye yuttuğunu soruyoruz. "Çok yoruldum, beni çalıştırsın diye yuttum." diyor. Nasıl yani ya?
Ben bayıldım gülmekten yıkıldım.ama en çok kırmızı ile renklendirdiğim kısma tabi. hele "eski sevgili adı" feci yaratıcı.ben nasıl düşünemedim kişu mail bana hamişken gelseydi de bi koma noksan yaşasaydık yahu
İnsanlar eşit değildir.ne akılları ne fikirleri ne bunları kullanabilme kapasiteleri. algıları zevkleri eğlenceleri öğretileri gelmişleri gelecekleri anlayışları varışları başlangıçları....hepsi farklı farklı hatta amaçları amaç edindikleri bakışları aynı yere bakarken gördükleri bile farklıdır. en sonunda varacakları yerdir buluşacakları sondur ortak olan...ÖLÜM.... o noktaya kadar beklemeyeceksin istemeyeceksin arayışta olmayacaksın avcunu yalamakla kalırsın zira..... bir yığın hayal kırıklığı elde kalan....
oğlişi parka götürüyoruz.benim oğlan çok sosyal.diğer çocuklarla oynamak koşmak paylaşmak istiyor.zaten hep böyleydi.yabancılık çekmeden hele de yaşıtlarına çok sıcak davranıyor.gelin görün ki diğer çocuklar öyle deil çoğunlukla.parkta yüz vermiyorlar.yusuf onların peşinden koşuyor ama bu çocukların genelde kardeşleri var ....ya kardeşleriyle oynuyorlar ya da kaçıyorlar.her halikarda bizimkine pas veren olmuyor pek. oğlum ise bu sefer ordan ayrılmak istemiyor ya da onlar terketse mekanı peşlerinden gitmek istiyor elimizden tutup.annecim aslında bi kardeşi olsaydı yalnızlık çekmez hemde ebeveyne bu denli bağlı olmazdı diyor.yani bizimki evde de olsa kendi kendini oyalamıyor ya asla.kardeş olsa böle olmasmış.belki kimbilir amma ne kardeşi beh ne çocuğu kime çocuk....
neyse eylülde kreşe vercem inşallah.bolca arkadaşı olur.çokca sosyalleşir işte.hiç olmazsa "tersine dönmezse huyu bu hareketleri" kreşte asosyallik olmıycak gibi gösteriyor buna da şükrediyoruz.
bu arada yusufcuk babama bayılıyor.babam geldimi dede dede die peşinde 4 dönüyor.bi hareketler bi şımarıklıklar ki dededen ilgi gelsin.o gelince bana bile pas vermiyor.kucişinden yani kucağından ayrılmıyor.tabi babam yemekte sorun yaşıyor.zayıflıycak adamcağız yahu......ben gelince de anneme hiç pas vermiyor.annicime "seni çok seviyo sana gelmiyo" diyoruz.ama işte kimse olmayınca ananneye kul oluyor çocuk.....
Hımmmm........ bi eksik var bu fotoda..... evet evet o hamakta ben olmalıydım.... rahat huzur sükunet....
(bir de özgür olmak isteyenler var.....üzerimizdeki tüm bu sorumluluklara rağmen.inatla eski alışkanlıklarını arzulayanlar.....iide o zaman kardeşim bu sorumlulukların artmasına neden olmasaydın.taşımaktan hazzetmediğin olguları hayatına sokmadan önce bi bakaydın hele durumlar nelere gebe)
beklersin beklediğin gibi olmaz umut edersin umut ettiğin gibi çıkmaz sanırsın işte budur nah da budur elindeki kayıplar yeni arayışlara yelken olur aradıkların hep boştur heyecanla çıktığın yolda kalakalırsın ortada. ..................................................................... umut hep hüsranla yanyana... aldanırsın aldatırsın...aldanırken aldatılırsın, aldatırken aldanırsın.
Dünyada böylesi yoktur Her gören ona tutulur Benim halim zaten çok fena Bir de bu geldi başıma
Alın yazısı kaderim Aklım hep sende güzelim
Ah Fatma, ah Fatma Ah Fatma aşık herkes sana
Nasıl tarif etsem ben onu Nasıl anlatsam durumu Herkes onunla bir arada Müzikle aşk hep yanında
Bir piyanonun tuşlarında Bir sahne ışığında Şarkılarda, orda burda Cadde ve sokakta Güzel rüyalarda Yerde gökte Hep o
Sanki bir yaz güneşidir o Veya bir eylül mehtabı Baharda yağan yağmurdur o Veya yumuşak kar tanesi
Herneyse böyle birini Sevmek için oldum bir deli
Ah Fatma, ah Fatma Ah Fatma aşık herkes sana
Dünyada böylesi yoktur Her gören ona tutulur Herkes onunla bir arada Müzikle aşk hep yanında
Bir piyanonun tuşlarında Şarkılarda güzel rüyalarda
Ah Fatma, ah Fatma Ah Fatma aşık herkes sana Aşığız Fatma sana
İşte böyle de bi şarkı varmış Ajda Pekkandan.hiç haberim yoktu dinlemedim hem de.nası kaçırmışım ki ?????Amma da şişiriyo ya beni şarkı...havalara mı girdim ne :)))) şaka bi yanna da kendime şu şarkıdaki gibi vurgun birini bulamadan ömrüm bitcek ona yanıyorum ya!!!!ühüüüüüüü
Allahım, bana kendi katından hidâyet ihsân eyle, kendi fazlu kereminden bana ihsân eyle, rahmetini bana akıt ve bereketlerinden bana inzâl eyle.
Allahım! Ben âcizim, sen beni kuvvetlendir. Ben zelil bir kimseyim, sen beni izzetlendir. Ben fakirim, sen beni zenginleştir yâ erhamerrahimîn.
Allahım ben senin kulunum . Bende hükmün geçerlidir, hakkımdaki kaza'n, adalettir. Senin olan, senin kendine isim verdiğin veya kitabında indirdiğin yahut yaratıklarından birine bildirdiğin veya katında, gayb ilminde kendine tahsis ettiğin bir isimle senden dilerim ki Kur'ân'ı kalbimin baharı, üzüntümün cilâsı, keder ve tasamın giderilmesi için vesile kılasın.
Allahım! Ben, senin pak, güzel, mübarek ve yüce nezdinde en sevimli olan, onunla dua edildiği taktirde hemen icabet ettiğin, onunla senden istenince hemen verdiğin, onunla rahmetin talep edilince rahmetini esirgemediğin, onunla kurtuluş talep edilince kurtuluş verdiğin isminle senden istiyorum."
Allahım! Benim için takdir ettiğin herşeyin sonu hayır olmasını senden, senin merhametinden dilerim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi !
Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccâl'in fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım."
Allahım! Cenneti ve Cennete götürecek söz ve işleri senden ister, Cehennemden ve Cehenneme sürükleyecek söz ve hareketlerden sana sığınırım.
Allahım! Hâlde ve gelecekte bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri senden ister, bildiğim ve bilmediğim hâlde ve gelecekte bütün kötülüklerden sana sığınırım.
Allahım! Kulun ve Resûlün Muhammed sallâllahü aleyhi ve sellemin senden istediği hayır ve iyilikleri senden ister ve sana sığınıp ilticâ ettiği her şeyden ben de sana sığınırım.
Allahım! Kur’ân-ı kerîm hürmetine bana rahmet eyle, Kur’ânı bana îmân, nûr, hidâyet ve rahmet kıl, Allahım Kur’ân-ı nasib et, Kur’ân-ı kerîmi lehimde hüccet kıl. Ey âlemlerin Rabbi.
Allahım! Peygamberin Muhammed aleyhisselam, dostun İbrahim aleyhisselam, sırdaşın Mûsâ aleyhisselam, Kelîme ve ruhundan olan Îsâ aleyhisselam hürmetine, Mûsâ’ya inen Tevrat, Îsâ’ya inen İncil, Dâvûd’a inen Zebûr, Muhammed aleyhisselâma inen Kur’ân hürmetine, bütün peygamberlerine yaptığın vahiy hürmetine, Mahlûkâtın üzerindeki kazâ ve takdîrin, senden isteyenlere verdiğin, fakir ettiğin zenginler, zengin ettiğin fakirler, hidâyete ulaştırdığın kimseler hürmetine; Mûsâ Aleyhisselâma bildirdiğin, kulların rızıklarını böldüğün yeryüzünün, hareketten sükûna erdirdiğin dağların, ayakta tuttuğun, arş-ı âzamı taşıttığın ism-i âzamın hürmetine; Kur’ân-ı Kerîmde nâzil olan samed, ahad ve tâhir isimlerinin hürmetine; gündüzleri aydınlatıp geceleri karartan ismin hürmetine; azamet-i Kibriyân ve nûr-i vechin hürmetine,Senin kuvvet ve kudretinle Kur’ân-ı Kerîmi okuyup anlamayı ve onu bütün vücûduma duyurmanı ve bütün hareketlerimi ona uydurmamı senden dilerim. Kuvvet ve kudret ancak sendendir. Yâ erhamerrahimîn.
Bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden muhafaza et, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahıret azabından bizi koru!
Bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan ve sabreden ve şükredenlerden eyle!
Ey hayy u kayyûm olan Allahım! Bütün işlerimi düzeltmeni, bir an bile beni kendi başıma bırakmamanı, rahmetine sığınarak senden isterim.
Kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.
Ya Rabbi, bize dünya ve ahırette güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru!
Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmıyan ibâdetten ve kabul edilmiyen duâdan, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım!
Ey kalpleri halden hale çeviren Rabbim!Benim kalbimi dininden ayırma!
Allahım Peygamber(S.A.V)in senden dilediği hayırları bende dilerim.Sana sığındığı şerlerden bizde sana sığınırız.Yardım ancak senden beklenir.İnsanı dünya ve ahirette muradına ulaştıracak sensin.Günahtan kaçacak güç,ibadet edecek kuvvet ancak Allahın yardımıyla elde edilir.
kaplıca tatilinden döndük.tatilimiz hiç de hayal ettiğimiz gibi geçmedi.çok da memnun kalmadım yani.oğliş halinden memnundu ama.gün boyu çayır çimen geze geze kıyafet dışı yerleri kapkara oldu.neyse tatilden elimize kalan en büyük güzellik oğlişin "ananne" ve "anne" kelimelerini pekiştirmiş olması.evet oğliş 2 yaşı devirdi amma bizimki "dede ve baba" dan başka miyavlamıyodu.bende sinir oluyodum.isabet artık çokda miyavlamıyor yeni kelimelerimiz var.halbuki "anne" diyebiliyor olmasına karşın bunları inatla reddediyodu.ama artık "anne ve ananne" yi çok da güzel söylüyor.yine canı çekerse ama vurgusu mimikleri şahane oluyor yavrunun.alemin çocuğu 27. ayında şakır şakır konuşurken ben bu iki kelimeye düğün bayram yapcam nerdeyse:))) hele bide peşisıra sıralaması, ard arda tekrarlaması çok da komik oluyor. "ananne"sine kurban olurum ben :))))))
ha bu arada anannesi sevmekle kalmıyor bence.bu yaşta peşinde komuta eri gibi dolaşıyor olması için gereken hissiyatın tanımını yapamıyorum ben...bilinmedik bir sır sanırsam..............
İki'ydi verilen zaman.kıymeti olmadı sözlerin umutlar deildi amaç ama vaatler tutulurdu belki. İki oldu zaman geçti sene hiç ummadan ne değişen oldu ne kalan. sonunda ayrıldı yollar umursanmayan sözler dikkate alınmayan hasarlar yüreklere yazılan karalar elde kalan geçen zaman olmadı değişmedi denilenler gerçekleşmedi. en sonunda iki oldu zaman doldu müddetin doldu bu hayatta başka baharda başka yerde deil olmaz bu hikaye ızdırap verdi geçmez iki oldu gün doldu atılan son adımın sonu alınmaz derslerin devamı oldu oldu da ne oldu.üzerine biçilen kaftanla başkalarınca giydirilip yanlış adımların oldu hep oldu hep olacak... adımların ve sen böylece akıp giden hep aynı yerde aynı yolda.ne bi geriye ne bi ileriye. geçmeyen korlanan yaralar acılar dayanılmaz oldu iki oldu zaman doldu..............................................
Tatil geliyor demişim.geldi de gitti bile....velakin ondan önce kefenle tabut geliyordu az kalsın ailecek... arabada geçirdiğimiz kazadan bahsediyorum ... önceki cumartesi toplandık berabercene benim eski çalıştığım yer Kemalpaşaya kiraz yemeye gittik. ki kirazları meşhurdur feci şekilde.arabada önde ben, kucağımda yusuf, babam; arkada annem, nuray ve emre var..neyse kiraz tarlası yaylasındaydı kasabanın.böyle engebeli çakur çukur daracık yollar.her tarafı taşlı yanı yöresi çakırlı çukurlu.yedik topladık çene yaptık.sonunda dolduk arabaya dönüşteyiz.ilk dönemeci dönmek üzreyiz babiş çenesi ha pasam çalışan bana bi fırça akabinde kızaraktan "yolu kontrol et bak ben göremiyom" deince hade "devam" dedim .dönemeci döndük dönmedik bi "pattt" sesi akabinde çalışmayan frenler.araba hızlanıyor ya yol dar her taraf taş içinde dangur dungur.babama bakarsak iki el sıkıca kavramış direksiyonu savurmamaya çalışıyor arabayı.o halde bile biz arabanın içinde yuvarlanıyoruz.arkadan nuray sanmış babi bana kızdı ya ondan gaza kasten basıyo sinirden.yaf ne kastı ne siniri araba kontrolden çıktı ki halbuki.ben "baba fren" diyorum ama fren pedalı hak getire.artık dedim biz bu şekil giderek hızlanan arabayla en sonunda yoldan çıkıp taklalar atıp yuvarlancaz bi yanna daha sağlim de çıkmayız içinden.anca kucağımdaki yusufu tuttum sıkıca iice domalanıp üzerine.arkadan da nuray bi kolunu yakalamış benim oğlanın hele bi arka koltuğa atam oğlanı da bari arabadan fırlamasın diyormuş.neyse arabanın durmaya niyeti yok en sonunda "el freni baba" die çığırdım ben (sanki 40 senelik şöför düşünemiyomuş gibi) ve akabinde bari kontrollüce el frenini çekem de belki dururuk takla atmadan bi yanna çakmadan die geçirdim içimden.o esnada karşımıza bi tarla yolu çıktı hafif yukarı meyilli.şükür babam o yola döndü el freni çekip durabildik.ama tangur tungur arabanın içinde o berbat yolda o hızla bizim de ödümüz koptu.araba durana dek işimiz bitti takla atıp ölcez toptan dedim.araba durdu .şükür ölümden döndük.tamam daha araba haşattır geriye bişi kalmamıştır dedim ya arabadan inip bakınca alt takımların öldüğünü gördük.hele yan tarafta bi tampon vardı.abimin oğlu emre tamponu almış getiriyo ki dede ahanda arabanın tamponu dei.lastiğin biri patlamış öbürü delinmiş.velhasılı ne olduysa bu lastik patlayınca olmuş ve frenler tutmadı o esnada.lakin anlattığımızda olayı kimsecikler inanmadı frenlerin tutmamasına...sanki yoldan aşağı arabayla tostopak yuvarlanan onlarmış gibi.... neyse iiki bi çarpışma felan olmadı.zira arabada airbag var.çarpışma anında açılan airbag bizi kurtarır ama yusuf kucağımda zarar görür belki daha kötüsü olurdu.hatta bebe oto koltuklarının hepsinin bile bu konuda tam olarak uygun olmadığını okumuştum bi yerde.demekki kaza bela olmadık yerden gelebiliyomuş. velhasılı kötü bir kaza atlattık.atlattık ...şükür..... ..........................................................
bugün cuma.haftanın son günü.benim için de haftasonlarını da eklersek 9 günlük bir tatilin başlangıcı..neyse.haftaya salı Tokat İlimizin Sulusaray Kaplıcasına doğru yola çıkacağız ve 5 gün ordayız....kalabalık bir aile grubuyla sadece bayanlardan müteşekkil..umarım güzel olur.en azından sakin olacağını düşünüyorum.belki burdaki kafamda yığınla yer tutan onca şeyden 5 günlüğüne de olsa sıyrılmak ii gelir.peşimi bırakırlarsa tabiii.oğlişle dopdolu dipdibe 9 günde ekstrası tabi artı annecimde beraber olcak bizle....uyuma fırsatım olcak bolca yani ...zaten annecim de olmasa uyku denen meretten eser kalmazdı fizyolojimde herhal. yaz günü ne kaplıcası demeyin.zira katılımcılar grupta erkek olmadığı için uzak gitmek istemiyolar(gerçi ben varım amma işte) .hal böle olunca yakında kaplıcadan başka alternatif kalmıyor tabi. gerçi ben de geçen seneki esenköy tatilinden uzun yol babında ağzımın payını aldım zaten ....
Küçük dededen yani babinin babasından öğrendiğimiz bir hareket var... ellerimizi sırtımızda bağlayıp yürümek...Alllam o ne komiklik öle.bi hareket bi yer bitine bu kadar mı yakışır.tabi bide yürürken takındığı sinsi gülüşü var ki hareketin hoş vede bizden gayet alaka göreceği bir hareket olduğunu bilerek takındığı o tavır hepten çatlatıyo bizi..... bizim yer biti artık sempatik tavırlarına gülücüklerimize bakıp bu hareketleri vurgulayarak tekrarlamayı öğrendi yani. hele birde foto felan esnasında vido çekerken poz vermeleri yokmu....dün akşam çıplak ayaklarına eti pufların kağıtları yapışmış.yürürken sürtüştükçe sesler çıkıyo.biz onu çekiyoruz o da keyifle bu sesler eşliğinde gülücükler dağıtarak yürüyor tabi poz vermeyi ihmal etmeden.... nazarım değmesin aman suyla barıştı bu aralar ...üçtür artık banyoya giriyorum die deil bu sefer sudan çıkıyorum die ağlıyor.yani her halikarda ağlıyor bu yavru yahu
at, savur at sevdayı bir yere fırlat bitti sayıp acıyı kaldır öyle at sor, herkese sor acılar unutuluyor ağlayınca gözlerinden silinmiyor aşk her defasında bak bulunuyor bırakırım zamanı öyle biraz da sen olmadan da yine geçer nasılsa hatırla bunları sakın unutma diyordun ama o zaman gülüyordun yanımdaydın, canımdaydın şimdi nasıl geçer bu ömür?
susma söyle nasıl yaşar böyle insan! susma konuş, hadi anlat büyük insan! söyle bir aşk mı çare olurdu zaman mı ? böyle kaldırıp atardık ya sevdayı! susma söyle nasıl yapar bunu insan? susma nasıldı anlat hadi ayrılırsam! söyle hayat mı çare bulurdu kendin mi? böyle büyük aşklar böyle mi biterdi?
at, silip at aşkları bir yere fırlat bitti say ki derdini kaldır öyle at sor, ne olur sor sen benden ayrılırsan ne olur düşümde bir ömrü durdursan aşk her defasında bende ararsam bırakırım kendimi öyle biraz da sen olmadan da ben yaşarım nasılsa hatırla bunları sakın unutma diyordun ama o zaman gülüyordun yanımdaydın, canımdaydın şimdi nasıl geçer bu ömür?
susma hani aşk insanı zaten bulurdu? susma hani yıllar aşka çare olurdu? söyle yıllar mı daha hızlı bir kurşun mu? böyle sensiz her gün biraz yokoluşum mu?
söz-müzik:serkan söylemez seslendiren: gökhan türkmen
Malum bizim evin önü park.oğlişle her eve geçişimiz vukuat.zira parka doyum yok.arabadan iner inmez o tarafa yöneliyor.eve çıkarken debelenmeler tepinmeler ve saniyesinde gözlerinden domalan yaşlarla baş etmek felaket….
Bu aralar en komik hareketimiz birine kızdığında istediği olmadığında yaptığı “ak ak“ hareketi.misal ben kısdım hemen bir başka büyüğün yanına sırnaşıp “ak ak” deniyor el hareketi mukabilinde.el hareketi derken yanlış olmasın şaplak babında el hareketi.geçen halıya yuvarlanmış halı “ak ak” ediliyor.bir başka gün parkta oyun arkadaşı kuma düşmüş.eğilip kumu “ak ak” ediyormuş bilahere el teması mukabilinde. Efem bunlar cansız varlıklar ya cevab veremeyecekleri için kendi müdahele ediyor ama insanoğlu ise sözkonusu “ak” edilcek kişi bir başka canlının yanına sokuluyoruz.canımız da öyle kıymetli..
Asansörden indik dış kapı açıldı merdivenmi var hemen durulup birinin elini tutmak lazım.yolda yürürken tümsek yükseltimi var.durulup biri bekleniyor.mesela muhabbet anında saat felan bi yerine mideğdi bi şey bi tarafına mı dokundu.hemencik orası gösterilip uvaaaa deniyor.”dur yahu ne değiyon bana” babında.
Yormuyor kendini zorlamayı sevmiyor.tüm gün ayakta amaparalamıyor kendini.zati bizde buna bağlıyoruz az yemesine karşın kilosunun normal olmasını.
Yiyor yiyor daha yemiycekmi son lokmayı almayı reddetmek yerine onuda ağzına alıp tükürmeyi tercih ediyor.bu hareket beni ifllit ediyor.be çocuğum alma ağzına bari ya.
Birde dışarı çıkılacağı zaman ya da kendi çıkmak istediğinde gidip ayakkabılığın raylı kapısını açıp ayakkabılardan birini eline geçirmesi var.farketmediysen o ayakkabı evin ortasınaca getiriliyor.
Anne die dillenmesine rağman sonralarda bu heceyide tamamen bırakıp uzun süre anlamsız anlamsız sesler çıkaran sonralarda 2 yaşa ramak kala babayı söyleyen oğliş artık dede diyor.baba aşağı baba yukarı iken dede de favorimiz.komiktir anneyi sadece aşırı zorda kalınca söylüyor kimse pas vermeyince bide benim dikkatimi çekmek istediinde.herhal bu da şimdiyece iki elimin parmak sayısını geçmez.ama canı isteyip "anne" dediği zaman öylede komik bi vurgusu varki...yani özel bi kelime olduğunu sık söylemediği için bu kelimeye annenin pek bi hayran olduğunu ii biliyor sinsi.ama her nasılsa bunlardan başka lafzı olmayan oğliş gözü kulağı bizde olmasa da her dediğimizi kapmayı başarıyor.haftasonu “hadi oğliş babayı kaldır” gidiliyor baba yok yatakta “baba dit git “gibi sözler..sonra öbür yatağa gidiliyor.baba yorganın içine gömülmüş.oğliş bulmasın maksat.ama oğliş yorganı evirtip bükürtüp mutlak bu koca yükseltinin içinde bişi var diip inat edip buluyor.yetmiyor.elinden tutulup çekiştire çekiştire yanıma getiriliyor….ii de oğliş hepsine diil de hiç olmazsa söylediklerimiz yarısına bu şekilde olumlu cevaplar versen ya….
5 temmuz pazar ...bi sünnet düğünümüz var.düğün dediğim de daha çok bi ev toplantısı 30-40 kişilik kadar olcak die planlanan.babinin kardeşinin oğlu.oğlişin yiğeni .....taaa tekirdağ çerkezköyde.15 saatlik yola tekamül ediyor.ben oğlişi götürmemeye annecime bırakmaya 3-4 günde geri dönmeye çoktan karar verdim. yazımın konusu diyalog dün otomobilde babiyle aramızda...işte şöyle: (mevzu istanbuldaki hasta dedisini de ziyaretle başlıyor) - dedenin bulunduğu yer Topkapı Sarayına yakınmı.oraya da gidelim uygunsa malum zamanımız az. -yakın, gideriz.gezeriz de. -3-4 günde geri döncez öle çok yer olmaz yakın mesafeleri planlamak lazım.malum oğliş burda kalcak. -olsun benim yinede umudum var. -umudum var derken. -var işte. -onca yolu yusufla katetmeyi ve oğlişle o kalabalıkta kendime ve oğluma eziyet etmeye karar verebileceğimi mi düşündün. -........ -ben o naneyi bi kere geçen sene yedim.esenköy tatili burnumuzdan fitil fitil aktı.hemde dördümüzün birden.hatırlamıyomusun -........ama ama düğün yani. -ee ne yani bebek düğünden anlıyomu öyle bi kültüre malik olcak yaşta mı?? -ya ama akrabalar felan!!! -ala ala yani sen 15 saat yolu üstelik arabaylada gitmiycez,onca yolu yusufla ve benle (benle diyorum zira benimde o yolda zıvanadan çıkıcam kesin o şartlarda) hem de otobüste gitmeyi gözün kesiyo yani.... -ya işte benim ikinizle o yolu gitmeyi gözüm kesiyo, sen bi yusufla gidemiyon -!!!!!!!!!!!!???????????????? -o gün olsun benim halen umudum var(sempatik görünmeye çabalayarak) -umut et canım umut et tabi. umut fahırın ekmeğidir.
dün gecedeyiz.22:30 da Yusufu zor bela uyutmuşuz.gece 3:30 hortlar tabi bizim oğlan.gözler faltaşı o saatte.ağrı sızı ateş felan yok.sinsi sinsi gülücükler suratta.sabah 5 ece uyutmaya çabala.onu yap bunu yap,öyle salla böyle salla.5 de yeter artık finish çizgisini görmüşüz derman ve sabır kalmamış boşa kürek sallamakta pardon yani uyutmaya çabalamakta.karnı burnu derken babiye bırakıp ben devam ettim uyumaya.uyumak denirse.bağırma ve ağlama nöbetlerinden rahatı bulursan.neyse 7 de kalkıp direkt annemlere geçtim oğlişle.babi ise yatışa geçti hemen.sonracıma işe geldim.9:30 oldu anneciği arıyorum ki oğlişi uyutma dicem anneme.ohooo bizimki çoktan uçmuş gitmiş.beyimiz öğlen 12 yece fosur fosur uyumuş.gel buyur nerden yakarsan yak...
:::::bu arada başlıktaki "ak ak ak" bu aralar ki favori hareketimiz sinirlendiğimizde olayın muhatabı kişi veya nesneye tepki olarak koyduğumuz "ak ak ak" hareketini kastediyor.yani uyumak istemiyoruz hah.
oğlişin banyo seronomileri korkunç birer tecrübe oluyor bizim için.ağlama nöbetleri banyo süresince devam ederken son zamanlarda artık kurtulma çabaları bayağı zorluyordu beni.neyse dün akşam yine banyo olayına girdik cesaretimizi toplayıp.beklediğimden daha az korkunçtu.üzerindeki kıyafetleri çıkardığımızda değil ama sıra bezine geldiğinde cıngara başladı.geri dönüp saniyesinde göz yuvarlarından domalan gözyaşları ile "beni kurtarın" cinsinden repliklerine inat bi gayret suya yöneldik ama sonra bi anda sesi kesildi su dökerken.nese düşündüğümüzden daha az ağlama ile atlattık.sabah oldu.sabah en büyük kabusum oğlişin tam üzeri giyilip kapıdan çıkmak üzere iken altına yapması ama büyük tuvaletini tabiki.kabus diyorum zira bezi değiştirmeden çıkmak felakete davetiye çıkarmak sayılır.büyük ihtimalle babanneye varanaca dışarı çıkıyor bezdeki malzeme.bu tabi bezden deil de oğlişin aşırı hareketlerinden.. neyse bu nedenden ötürü zaten havalar da sıcak olduğu için sık sık kontrolüm kolay olsun die pantolonu çorabı en son giydiriyorum.bu sabahta aynı şekilde yine üzerinde çıtçıtlı body oğliş oynaşırken ben üzerimi giycem.masum masum çekmecemizden daha dün ütülediğim t-shirt,pantolonu çıkartıp koltuğa koydum.odama geçtim.sonra oğliş yanıma geldi ve elimden tutup işarete başladı..var bi vukuat anlaşıldı.ama bu şekil şok beklenmiyordu açıkcası. ve odaya geldik.oğlişin bi kaç seferdir huy edindiği hareket malesef tekrar etmiş yine.ama bu sefer altı kirli ve yanında kimse olmadığı için faaliyet çok kapsamlı olmuş.bezdeki malzeme oğlişin parmak desteğiyle dışarı pörtlemiş.kıyafetler oğlişin üstündekiler ve tabi halı _ok topağı olmuş.bense dumur.hemen oğliş kucaklanır tekrar banyoya tıkılır üstünü çıkar suyu aç ve yıka çocuğu.hop baştan kıyafet giydir bu asi soyunuk kalmak isteyen çocuğu.sonra _okun bulaştığı koltuğu halıyı sil.....offfff 6:30 da kalk ve evden çıkman yine 8 i geçsin.....
uzuuunnn zamandır görüşemediğimiz gibi konuşamadığımız bir arkadaşla tel de konuşuyoruz.ikizleri olmuş.tüp bebek hem erken doğum haliyle zor bi süreç gayet zor hatta. bakamayıp buraya annesinin yanına geldiğini söylüyor.sonra işteyken babanne ananne bakıyor diyorum.ve soruyor başka düşünmüyomusun. eh bende cevap malum: -ben ağzımın payını bi taneden yeterince aldım.... -a ah neden ki (burası anahtar sözcük) BAKMAMIŞSIN bile............................ izin felan mı aldın ki doğumdan sonra diyor.......
bak hele çalışan anne "anne" olmuyor demekki ....evde başında beklemiyosan bakmış sayılmıyorsun da üstelik....alla alla ben neden farketmedim yahu.uykusuz geceler gecede zilyon kere uyanmalar toplasan uç uca eklesen 3 saat tutacak uykuyla işe gelmeler en basit yazıyı bile anlayabilmek için en az 3 kez okumalar ateşi çıktımı şurubu verdiler mi naptılar uyudu mu yedimi ...nese işte bu şekilde sıralayabilceğim zilyon tane cümleye rağmen tüm bunlar sanki başkalarının sorumluluklarıydı demekki çalışan olunca, ki; bu cümleyi duydum... ii de ben neden farketmedim o zaman...... oysa o kadar kez dem vurmuşumdur blogumda ki; en önemli olan şartlar uygunsa ücretsiz izin felan alıp bebişle mümkün olduğunca kalabilmektir hem anne için hem bebi için... severim de aslında ben bu kişiyi..... şimdi hatırladım da bi keresinde de senelerrrrr önceydi.bana bi akrabasını görücü getirmek istemişti.ben de kabul etmemiştim.sonra o evlendi yine konuşuyoruz tel de...medeni halimde değişik olup olmadığını soruyor...hayır cevabım üzerine yine çooookkkkk hoşumtrak bi cümleye imza atıyor.... -hah işte benim akrabamı kabul etmedin de noldu daha iisini mi buldun.... ya şimdi ne diim burda ......patavatsız mı.......
haftasonu bi akraba ziyaretine gittik.böyle bahçeli ağaçlı otlu potlu bi yer ... yusuf ilk kez canlısından tavuk gördü.tv dekileri saymıyoruz tabi.kitap ise demeyin malum oğliş pas vermiyo hiç kitaplara... tavuk kaçtı oğliş kovaladı. sonracıma tabi yine ilk kez karınca yuvası gördü.işin komiği bu yuvayı ev sahipleri de görmemiş hiç bahçelerinde.bizle beraber keşfetmiş oldular.oğlişin toprak üzerindeki delikten hışımla girip çıkan ufacık karıncaları görünce çıkardığı sesler işaretlemeleri pek komikti.çıkardığı ses diyorum zira cümle kurmak bizde hakeza malum. herkese babaydı, şimdilerde dedeyi kullanıyoruz birde.anne demeyin anca çoook sıkışıp kendisine pas vercek kimse yoksa son çare bende sesine kulak vermemekte inat edersem dikkat çekmek için mecburen "anne" diyor. neyse ziyaretimize dönelim.anneciğim de bizleydi.bahçede çok eskilerden bi tanıdık gördük.annişimle bu bayan sarılıp öpüştüler.oğliş öyle kıskandı ki sandıki nenoşun sarıldığı bu hatun nenoşu da alıp kaçacak.geri döndü elimi bırakıp annemin elinden tutup başladı arabaya çekiştirmeye.ara ara da ardını gözetliyoki bu hatun kişi de geliyomu peşimiz sıra die....tabi biz yıkılıyoruz gülmekten.....
Ya Kum Ya Mecid Ya Vacid Ya Vahid Ya Ehad Ya Samet Ya Kadir Ya Melik Ya Rahman Ya Rahim Allah hiç bir zaman yanıltmaz bu mesajı 9 kişiye gönder yarın güzel haber alırsın eğer göndermezsen şanssızlık 9 sene peşini bırakmaz erteleme bunlar Allahın isimleridir. (Allah adı geçti göndermek zorundayım
BUNU KOPLAYALAYIP HERKESE GÖNDER….. EĞER 15 KİŞİDEN FAZLA GÖNDERİRSEN F6’YA BAS ÇüNKü O ZAMAN SEVDİĞİN KİŞİNİN ADINI BüYüK HARFLERLE GÖRMüŞ OLACAKSINN.....
Cıks daha neler.mailime geldi.vala itiraf edem ki Allah(C.C) adı var nede olsa gönderem dedim.ne zararı olcek babında..ta ki o F6 karşıma çıkana kadar.mailin dumurluk noktası işte o F6 …vala tüm suç F6 da …..ilahi bu mail zamazingosunu ilk ve en başta yapan şahıs?? Gülüyormusun halimize şimcik.o F6 olmasaydı benim de elim forward a gitcekti be nerdeyse….Alla Alla galiba kendimde deilim yine…
geçen akşam yemeğe çıktık.garson geldi sipariş verilecek.o arada karıştı sözler babam tam olarak ne istediğimizi anlayamayınca ben sözü devralıp iki kavurma bir çorba dedim.garson gitti ama bu sefer babamın suratının alı al moru mor.biz annemle çorba yemiycez ama o kendisine sadece çorba, kavurmalar bize sanmış garibim.kendisine kavurma ısmarlamıyor muymuşuz? biz gülmekten kırılıyoruz tabi.yav baba sennen restorana gidilir de kırmızı etli bi karışımdan sana getirtilmez mi?neyse biz bir servisi paylaşcaz annemle, babacık, kavurmanın biri sana biri ikimize dedik de içine soğuuukkkk sular serpildi.
Kaç vakittir ağzımda dolanan sıkça kullandığım bi cümle var.ve fark ettimki aslında bu cümle sadece benim deil daha biçoğunun ağzında (maalesef)efendim kaçtır demişliğim vardır arkadaşlarla.”vahşet olayları hep böle fazla mıydı?teknoloji ile iletişim arttı da bizmi bilmediklerimizi bilir duymadıklarımızı duyar olduk sonra aklımıza bi ara bu tür haberlerin yayınının yasak olduğu yakın geçmiş geldi... e ondan önce…..yoksa şimdilerde modamı oldu.her gün biri kafayı sıyırtıp bi aile vahşeti sokak cinayeti ile kendi çapında soykırımlara neden olur oldu.yani artık kendimden bile şüphe eder olcam nerdeyse.bazen cinnet geçirenleri bile anlamam gerektiğini düşünüp hatta afakanlarımın bastığı anlarda anladığımı bile iddia ettiğim varsayılırsa içinde bulunduğumuz zaman ve geleceğin bebeğime ve gözümde hep bebek olarak kalcak oğlişime oynayacağı oyunlarla ilgili ciddi takıntılarım var.ya da yakında takıntı halini alacağı kesin henüz deilse bile bu şartlar altında. gün geçmiyoki bu tür kendi soyağacını doğrayan haberler durulsun.yada bi insanı kesip bide üstüne bundan zevk bayağı bayağı zevk duyan satanistler karşımıza dikilmesin.olmadı küçücük bebekleri daha ergen olmamış bebekleri kadın yapan sapıklar çıkmasın piyasaya.komşu çocuğunu öldürüp üstüne sobada yakanlar mı dersiniz kardeşini öldürüp çeyiz sandığında kokmasını bekleyenlermi dersiniz.ha bide geçen sene tatilde bi haber dinlemiştim.adamı öldürüp üstüne karısının çalıştığı fabrikanın varillerinden birine koyup üstüne çimento dökenler vardı.bu ne akıl almaz vahşet öldürüp bide hızını alamayıp cesete bile eziyet edenler….of ne bu ya….yanlış zamanda mı çocuk yaptım diyecem ya suç zamanda yoksa ahlak anlayışının yitirilişindeki bu inanılası güç hız ve inadımızda mı?
Ahlaki temeller tüm vicdani unsurlar gibi hayatın ilk yıllarında tabiî ki aile tarafından veriliyor.bu temelleri bizim belki de fark etmeden günlük hayatımızdaki eylemlerimizden sonuçlar çıkaran bebeğimiz yine kendisi de hiç fark etmeden içine kanıksıyor ve ileriki zamanlarda içsesinin bu söylevlerini yansıtıyor kendi davranışları olarak.
Şimdi acep ekonomik durummu burada önemli olan..yok ..hiç alakası yok.tüm bu olanlar gazetelerin ilk 3 sayfasına bakamamama neden olan olaylar arasında her türden her durumdan her yöreden insan var.
Eh bu kadar cümleyi boşa kurmadım sorunlar hakkında başkaca fikirlerim de var.ilk olarak olay; ahlaki temelleri çocuklarımıza yerleştirmek tabi ki de kendi davranışlarımızla model olarak..
işte mevzuyu temel olan yazımız.çocuk sahibi olmak ehliyete bağlanmalı mı, bu fikir faşistce bir yaklaşımı??ilk söyleyince komik bile geliyor.oğlum olmadan önce olsaydı güler geçerdim.yok ama diil.ebeveyn olunca değişiyor.şimdi doğrudur diyorum.bu işin bi ehliyeti bi sınırı bi tanımlayıcısı olmalı.yatak odası ebeveynliğinden sıyrılmalı.bunun sorumluluklarını kavramalı.çocuklarımıza iyiyi kötüyü doğruyu yanlışı öğretmeyi vazife bilmeli, bunun da ötesinde bu ayrımı yapabilmeyi ve seçimlerinden sonra olacakları irdeleyebilen nesiller yetiştirebilmeli. Ahlaki değerlere haiz, içinde insan sevgisi, yaratan korkusu olan birinden beklenebilir mi bu tür haberlerde baş aktör olabilmesi ihtimali.
Oysa şu zamanda çocuklarımıza eylemlerin doğruluğu yanlışlığı, sonuçlarını tahayyül etme,ahlak ve adalet kavramları dışında her şeyi öğretmeye çabalıyoruz.aman zekası gelişsin, enstrüman çalsın, baleye gitsin, üç beş dil bilsin,fenni ilmi her alanda her şeyi bilsin,ilkokuldan dershaneye başlasın.ama aralarda nefes alsın, insan sevgisini öğrensin, ahlaki değerlerden bihaber olmasın yok.çocuklar yarış atı ya hani ya.tüm bunlarla meşgulken çocuklarımız, ebeveynler kendi sefasında olsun.geriye kalan zamanda boşluğu vurdulu kırdılı filmler, silahlı kan saçan oyunlar,arkadaşları ile geçen kontrolsüz zamanlar,sokakta harcanan vakitler, bir sürü anlamsız kalitesiz oyuncaklar, seviyesiz bakıcılar doldursun.neticede çocuk ahlak ve doğru-yanlış tartısını bilmeden tüm bu yanlışların içinde yanlış değerlerle yoğrulsun.ondan sonra etrafımız hiçbir sınırı olmayan tanımayan her türlü vahşeti caniliği mubah sayan, her şeyi bu kadar açıktan yaşayıp sonunda doyumsuzluktan daha ne sapıklıklar yapabileceği hususunda literatürümüzü aşan,çalmayı dolandırmayı maharet meziyet sayan insan müsvetteleri dolsun.geriye kalan nadide insan grubumuz ise bu sınır tanımayan grup silsilesi içinde ahlaki değerleri elinde bulundururken ne olcak halimiz die hayıflanan gölgesinden tırsıp yere düşene yardımdan acep arkasından negelir korkusuyla kaçan bir neslin emaresi olsun.
İşte bu şekilde yaşamayı kanıksamamak için çözümüm budur : Eğitim alan ebeveynler
Ne eğitimi mi?? çocuk yetiştiriciliği eğitimi.yoksa cezalarla, hapisle, ağırlaştırılacak kanunlarla daha çok bu haberlerden okuruz yazarız, korkusunu duyarız...bugünlerin son haberi neydi.???şu öz annesini SBS ye girmesine izin vermediği için öldüren kız çocuğu.neymiş efem tv den öğrenmiş.katil olan küçük yaştakiler ceza almıyormuş.dersini çalışıp da annesini öldürmüş yani.sonra sınava da polis nezaretinde girmiş ii de bi puan alacakmış.çok başarılıymış...cıkssss...başarı böle bişi demekki planını ii yap anneni öldür sonra yaş küçük ne cezası ki.....
Linktede yazar diyor ya 7 çok geç die kampayadan dem vuruyor.7 tabiki geç.ilk eğitimi okuldan alıyor sanıyorsanız ebeveyn olmayın kardeşim.okula varana kadar 6 sene çocuğunuz sizden çevresinden ve hayatında etken olan her tür unsurdan kanıksanmış fikirleri ile yoğrulup sonrasında da etrafındaki hazır onu bekleyen her tür yanlışı yapısında kemikleştirmeye hazır bekliyor.ta ki bizler onlara iyi ve kötü ayracını öğretene kadar.eğer ki bu değerler onun benliğine yerleşmiş o zaman tamamdır.karşısına yanlış yollar çıktığında onu yanlışa çeken tüm etkenleri sahip oldukları anlık cazibe ve çekiciliklerine karşın bir köşeye itip kendisine belkide hiç de kolay gelmeyen ama doğru olan yolu seçecektir.etrafındaki kötü örnekleri boşverip onlarda yapıyor ya demeyip doğruyu seçebilen ahlaki değerlere haiz nesiller yetiştirebilen ebeveynler olabilmemizi diliyorum.bunun da rahat koltukta oturarak deil harekete geçmekle başlayacağını unutmamız gerekiyor. HAYDİ EBEVENLER EĞİTİME.....kaliteli ebevenliğe....