Lilypie 3rd Birthday PicLilypie 3rd Birthday Ticker
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Mahperi Hatun Kervansarayı

18/12/2008 · Kategori: ilimiz TOKAT

24 Kasım Öğretmenler Gününde Tokat ilimiz Pazar İlçesindeki Mahperi Hatun Kervansarayı'na gittik.mekan tarihi bir yer yazın güzel oluyo ama soğukta gitmek pek akıl karı deil.eteklerinizden buzlar sallanıyor desem yeri.her ne kadar aşağıda verdiğim linkte yazlık kışlık kısmı var dese de (bu yazlık kısım dışardaki açık mekan kışlık kısım ise içerdeki kapalı mekan olsa gerek ya taş duvarla örülü koca mekanın nasıl kışlık mekan olarak tanımlandığını anlayamadım)  
www.mahperihatun.com u tıklayarak daha profesyonel çekimleri görebilirsiniz...

24112008478


24112008476


24112008471


24112008470


24112008469


24112008468


Fotolarda bende varım ama bizim telefonun gece modunu bi türlü ayarlayamadığımız için düzgünce çekemedik.yosam çok artizrik pozlarım vardı...mankenlere taş çıkartan cinstenSiritiyor

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Zamanın Sarkaçları (Tokat Saat Kulesi'nin 100. Yılı Anısına)

15/12/2008 · Kategori: ilimiz TOKAT

Zamanın Sarkaçları (Tokat Saat Kulesi'nin 100. Yılı Anısına)

Zamanın sarkaçları salkım saçak
dökülürken bu Şehr-i Tokat'ın nasırlı ellerinden
ben hala evde kalmış
kız kurusu sevdalara aşık
başı dik
ve alnı açık
ihtiyar bir delikanlıyım
ve ben hala
kanadı yağmur yüklü
göçmen kuşların tünediği
bir şefkat tapınağıyım

Ancak güneşin ilk ışıkları
okşarken şu hökelek gövdemin
güdük ve fakir gölgesini
ben Behzat Deresi'nin yemyeşil
o kadim sularıyla
her gün yunup yıkanmaktayım

Oysa tam bir asır geçmişti aradan
eskiyen zaman mıydı
bu Şehr-i Tokat mıydı
yoksa günlük sevişen
akreple yelkovan mıydı

Bilmiyorum
inanın bilmiyorum
ama yinede
zamanın o küskün şahitliğine
yitip giden silinen Halkalı Köprüsü'ne
yanımdaki kavağın
çatırdayan sesine
birde Topçam Dağı'nın
soğuk esen yeline
inatla direniyorum

Unutkanlığımı bunaklığıma verin
ne de olsa koca bir yüzyıl geçmiş buradan
ben ki nice depremler yedim
nice yangınlar gördüm
nice selleri savdım
ben ki bütün bunlara rağmen
yıkılmadım sürünmedim küçülmedim
bir onur yarışı gibi
bir zafer savaşı gibi
ve bir İstiklâl Marşı gibi
şimdi bile dimdik
ayakta ve hayattayım

Ya sonrası
kardı kıştı soğuktu
nice kağnılar çöktü önümde
kervanlar geldi geçti usulü aheste
ve nice analar şehit verdi oğlunu
gavurun dölü yedi düvele karşı
Yemen'de Trablusgarp'ta Çanakkale'de
ve ben bir türkü duyardım uzaklarda

' Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı '

Derler ki
su uyur düşman uyur
ama saatler hiç uyumazmış
kim demiş
ben ki her seher vakti
kardeşim Behzat Camii'nden yükselen
mahmur ezan sesiyle uyanırım

Oysa tam bir asır geçmişti aradan
eskiyen ezan mıydı
bakır bir kazan mıydı
yoksa Şehr-i Tokat'a
düşen son hazan mıydı

O demler bir Mevlevihane vardı tam karşımda
huşu ile dönen semazenlerin
ahenkle çalınan kudümlerin
esrarı oruç nefeslerin
birde yanık neylerin
efkârı bulaşırdı
ya kanıma ya ruhuma
yada damgasız kadranıma

Peki şimdi nerede
o edepli o ahlaklı
naif yüce insanlar
nerede o sema ayinleri
buhur tütsüleri
Allah'a adanmış aşklar
çiçek açmış avuçlar
cennet kokan dualar
peki şimdi nerede
o ince o zarif ve kibar
merhamet dileyen kullar
Allah'a giden yollar

Oysa bir asır geçmişti aradan
eskiyen anılar mıydı
tükenen sayılar mıydı
yoksa Tokat Erenler
darda mezarda mıydı

Sonra hatırlıyorum da
bir Bey Sokağı vardı şuralarda
gerçi hala yerinde
duruyor durmasına da

o renk cümbüşü faytonlar
gelinlik bir kız gibi
artık süzülmüyor
camlarda cumbalarda
nal seslerinin tıkırtısı
tekerleklerin gıcırtısı
ve gizli aşkların
derinden fısıltısı
ne başımda ne taşımda
ne de duvarlarım da
artık yankılanmıyor ki

Ha unutmadan
birde Mevlana Hamamı vardı
canım öyle hamam deyip geçmeyin
efendi babadan kopartılan harçlıklarla
birgün önceden hazırlanıp gidilirdi
keyfi hoş sefalara
çimmeye yıkanmaya
aklanıp paklanmaya
hele o canım el emeği göz nuru
ince nakış dantelli
sandık dibi bohçalar
titiz bakır işçilik
hamamtası kildanlar
o mis gibi tertemiz
bembeyaz çamaşırlar
bir özenle katlanmış
ipekten peştamallar
küçük küçük peşkirler
pamuk gibi havlular

Hele birde ne kadar
kahkahayla gülerdim
- babanı da getirseydin len
diye bağıran o hamamcı karıya
eh gülmemek elde miydi ki
Dudu Ninenin kolundan
zorla çekiştirip
utancından moraran
yere bakan çocuğa

Daha hangisini sayayım
akşamdan yapılan börekleri mi
cevizli çörekleri mi
çemen etli keşkekleri mi
zeytinyağlı dolmaları mı
mahcup gelinleri mi
zarif görümceleri mi
yaşmaklı ve nur yüzlü
şişman kayınvalideleri mi
onlarda tarih oldu
onlarda kalmadı artık
sadece kalan Mevlana Hamamı
kiminin adı dudağında
kiminin tadı damağında
bende son kalan ise
sadece hevesi
o da takılı kaldı
sarkaçlı kursağımda

Eskiyen kapılar mıydı
ahşaptan yapılar mıydı
yoksa Tokat betona
gömülen tapular mıydı

Bilemiyorum
inanın bilemiyorum
ama yinede
zamanın o despot yüzsüzlüğüne
yitip giden silinen Kazova Üzümleri'ne
altımdaki toprağın
kanayan öfkesine
birde Gıjgıj Dağı'nın
o zehir gözlerine
inatla direniyorum

Oysa bir asır geçmişti aradan
ve sadece zamandı yerinde
hırlı mısmıl durmayan
ama naftalin kokuyordu dünya
ben Yüksekkahve'ye baktığım zaman
gerçi Yüksekkahve'de duruyordu yerinde
ama taksici Keçi Tahir'leri
matbaacı Pipo Fethi'leri
Madımağın Celal'leri
hatırlamaz her duyan

Sonra Uzun Tevfik vardı
otobüse bir biner pir binerdi
salepçi Remzi vardı
müteşebbis Vasfi Diren vardı
Nafa'dan emekli Ali Sucu vardı
yani kısaca o zamanlar
vakit bol
hayat telaşsız
ömür uzun
sadece kaldırımlar
birde sokaklar dardı

Mesela höllük nedir biliyor muydu
bugünkü yeniden yetme gençlik
bıldırcınbudu armudunu
göğsulu armudunu
kanlı sülük gırtlağını
devenin ham hamutunu
kömeyi pestili tarhanayı
incirlenmiş kara pekmezi bulamayı

Artık odun kömürlü semaverlerde
tavşankanı çaylar demlenmiyordu
ve keskin tömbeki kehribarlığında
aşikâr nargile üflenmiyordu
belkide bu sessizlik
höllüğün kumundandı
isyan ve özgürlükse
cep telefonundandı

Eskiyen zaman mıydı
bu Şehr-i Tokat mıydı
yoksa bacada tüten
küllenmiş duman mıydı

Hazır laf kucağa düşmüş iken
Bulvar Sineması'nı
Zafer Sineması'nı
Ali Sabri'yi de
anlatayım bari size
özel seans matinalar vardı eskiden
yazlık sinemalar tahta sandalyeliydi
kabak çekirdekleri
gözyaşı mendilleri
genç kız fingirdemeleri
kırık leblebi tadında
yerli yersiz filimler
komik ve eğlenceli
hem vurdulu kırdılı
hem romantik hazinkâr
umuma veya bayanlara
Türkan Şoray'lı Ediz Hun'lu
hicranın hıçkırıkları
ya buz kovalarına yatırılmış
buz gibi Fertek gazozları
patlamış mısırlar
pamuk şekerler
halkalı şekerler
kaynana şekerleri
içinden artist çıkan
balonlu çikletler
gofretler misketler
zagorlar teksaslar tommiksler
ve daha neler neler
onlarda kalmadı artık
onlarda tarih oldu

Nerede o zamanlar renkli televizyonlar
bilgisayarlar şatafatlı reklamlar
bütün yük bar bar bağıran çığırtkanlarda
belkide adını tek unutamadığım
elinde megafonu
kır saçlı tok sesli Bekir Amca
bir bakarsın Horuç Sokağı'nda
bir bakarsın Devegörmez'de
bir bakarsın Behzat'ta
bazen elde yapılmış
bazen klişe baskılı
koca koca afişler
sırtındaki tahtada

Oysa bir asır geçmişti aradan
eskiyen Sultan mıydı
Türkan mı Şoray mıydı
yoksa filmin perdesi
siyah ve beyaz mıydı
 

Halil Pazarlı

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

___İlimiz TOKAT___

9/6/2008 · Kategori: ilimiz TOKAT

Evt şimdiki fotolarımız Tokatın çeşitli kesimlerinden.Bu sene kışın accaip bi kar yağışı oldu her taraf bembeyazdı.oğluşum karı kartopunu algılayabilcek yaşta değildi.bi iki elletsem de bişeye benzetemedi.zaten soğuk nedeniyle pek de ısrarcı olamadım.yıllar var ki bu kadar kar görmedi memleketim.kim bilir oğliş daha ne zaman böle bir kar silsilesi görür.

bu nedenle fotolarda yusuf yok ama ben yine de oğluşuma fotolardan çakozladığı vakit bu manzarayı gösterebilmek için çektim durdum şehrimin dört yanını...

İşte kış fotoları

 

Burası evimizin arka kısmı .bizim dairenin sadece balkonu görünüyor.ikinci kat.kar yığınlarını görüyosunuz.

19022008518

Yine bizim site.orta bahçemiz kar dolu...hay maşallah...

19022008521

Belediyedeki odamızın penceresinden belediye parkının halini fotoladım.oyuncak aparatları kar bulamaç olmuş...

19022008522

Bu da işyerimizin penceresinden.Belediyenin penceresinden belediyenin balkonu.Buz saçaklarına DİKKAT!!!!

19022008523

Belediye binamızın ön kısmı.karşıda valilik binası.köşede havuz var tabi içi karla dolu.bu arada belediye çalışıyor.anayolda traktör aracı etraftan temizlenen karla doldurulmuş..

19022008529

İşte havuz daha net piyasada.Orta yol temizlenmiş.Kenarlara yığılan kar yağan kar hakkında fikir veriyodur heralde...

19022008531

Kara gömülmüş iki araç fotosu.araç sahibi otosunu bu halde tanıyamaz da yaf

19022008533 20022008540

Bu da karlar, çam ve BEN

20022008542

E bu kadar kar fotosu üşüdük diyosanız işte yazdan kalma günler.yine havuz ve arkadaki eski bina BELEDİYEMİZ.gözümüz nurumuz ekmek kapımız.ayol işyerim işte.

PIC_0136

Tokat kalesinin bir cephesi.yine yaz mevsimi...

PIC_0145

Tokat kalesinden şehre bakış...

PIC_0146 PIC_0148

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

TOKAT'ımızın müzeleri

21/3/2008 · Kategori: ilimiz TOKAT

Tokat Erkeoloji Müzesi
Arkeolojik, etnografik eserlerle sikkelerin sergilendiği müzemiz karma müzeler grubundadır. Yapı olarak 13. Yüzyılının ikinci yarısında bir Anadolu Selçuklu Dönemi eseridir. Açık avlulu, iki katlı, iki eyvanlıdır. Avlu, üç taraftan revaklarla çevrili olup, revaklar zemin katta devşirme sütunlar, üst katta dörtgen ayaklar taşımaktadır. Sütun başlıkları da devşirmedir. Doğu cephedeki taç kapı, yukarı ve dışa taşıntılıdır. Cephenin 1/3`ünü kaplamaktadır ki, döneminin tipik özelliğidir. Bitkisel ve geometrik kademeli bordürlerle çevrili taç kapının mukarnas kavsalası üzerinde iki yanda pencere yer almaktadır. Bu durumuyla Anadolu Selçuklu mimarisinde özel yere sahiptir. Kitabe yeri boş bırakılmıştır.
Avluya bakan cepheleri gök mavisi ve patlıcan moru renklerden oluşan geometrik, bitkisel ve yazı (hat) karakterli süslemeye sahiptir. Gökmedrese ismini de gök mavisi renkli çinilerden almaktadır. Tıp eğitiminin verildiği yapı "Pervane Darüşşifası" olarak da bilinmektedir. Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılış amacına uygun olarak yıllarca sağlık hizmetinde kullanılmıştır.

 

Alt (zemin) ve üst kattaki odalarda eserler kronolojik tasnif göz önüne alınarak teşhir edilmektedir. M.Ö. 3000 yılı Eski Tunç Çağı`ndan itibaren, Hitit, Frig, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin eserleri sergilenmektedir. Kazı çalışmaları tamamlanan Maşat Höyük buluntuları ile Müze Müdürlüğü`nce yapılan kurtarma kazıları sonucu ele geçen eserler teşhirin ağırlıklı bölümünü oluşturmaktadır.

Girişin sağındaki İlk Tunç Çağı eserleri, takip eden odalarda Hitit; Frig (Demir Çağı) dönemi eserleri, kilise eşyaları sergilenmektedir. Müzenin bu bölümünün kubbeyle örtülü ve daha geniş tutulmuş mekanı olan son odasında ise Osmanlı dönemine ait Dini eserler ve yazı takımları teşhir edilmektedir.Baş eyvanın kuzeyindeki mekan, medreseyi yaptıran Pervane Muiniddin Süleyman`ın aile mezarlığı olup, halk arasında "Kırkkızlar Türbesié olarak bilinmektedir. Efsane değerinde başka kimliklerde yüklenen yirmi sandukalı mezar odası müze teşhirine tabii bir zenginlik katmaktadır.

Eyvanın güneyindeki mihrap nişli geniş mekanda ise (mescit) halılar, kilimler ve heybeler sergilenmektedir.Mescitten sonra sırasıyla; bölgemizin geleneksel erkek giysileri, kadın giysileri, takılar, aydınlatma araçları, hamam eşyaları gibi etnografik karakterli eserler sergilenmektedir. Takip eden odalarda; ev dokuma tezgahı, el baskısı yazma örnekleri ve kalıpları, 19. yüzyıla ait barut kapları ile son odada bakırcılık zanaatının ürünleri olan bakır kaplar ve kapı tokmakları teşhir edilmektedir.Üst katın bir bölümü idari hizmetler için kullanılmakta olup, güney revaka açılan odalarda sırasıyla; sikke ve altın süs eşyaları, Ulutepe kurtarma kazısı buluntuları, Roma dönemine ait pişmiş toprak, metal ve cam eserler ile son odada Bizans çağı eserleri sergilenmektedir.Müzemiz avlusunda girişin bulunduğu ön bahçede ve kuzey bitişiğimdeki Anadolu Selçuklu Dönemi yapı temellerinin bulunduğu alanda, Hellenistik, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler teşhir edilmektedir.

Latifoğlu Konağı
Tokat`ın Gazi Osman Paşa Bulvarı üzerinde bulunan Latifoğlu Konağı planı ve süslemeleriyle 19. yy. ev mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.
Konak "L" şeklinde bir plan üzerine iki katlı olarak ve ahşap karkas arası kerpiç dolgu malzeme kullanılarak inşa edilmiştir. Alaturka kiremit kaplı kırma çatı ile örtülüdür. Taş döşeli avluda bir havuz bulunmaktadır.

Türk evinin ana esaslarına ve kalabalık aile düzenine uygun olarak, ancak daha serbest bir plan anlayışı ile yapılan konağın odaları "L" şeklinde bir sofanın etrafında yer almaktadır.
Zemin kattaki tek kubbeli hamam, yapının dışına çıkma yapmaktadır. Kare planlı, dikdörtgen formlu taşlarla döşeli bu Türk Hamamı alttan ısıtılmaktadır. Burası küçük bir soğukluk-soyunmalık kısmına açılmaktadır. Yine bu bölümde ocaklı bir oturma odası-hamam odası bulunmaktadır.
Günlük işlerin yapıldığı, aynı zamanda mutfak olarak da kullanılan aşevi-işevi ile idare olarak kullanılan bölümde bu katta yer almaktadır.
Türk evinin ana esaslarına ve kalabalık aile düzenine uygun olarak, ancak daha serbest bir plan anlayışı ile yapılan konağın odaları "L" şeklinde bir sofanın etrafında yer almaktadır.
Zemin kattaki tek kubbeli hamam, yapının dışına çıkma yapmaktadır. Kare planlı, dikdörtgen formlu taşlarla döşeli bu Türk Hamamı alttan ısıtılmaktadır. Burası küçük bir soğukluk-soyunmalık kısmına açılmaktadır. Yine bu bölümde ocaklı bir oturma odası-hamam odası bulunmaktadır.
Günlük işlerin yapıldığı, aynı zamanda mutfak olarak da kullanılan aşevi-işevi ile idare olarak kullanılan bölümde bu katta yer almaktadır.

Havubaşı odasının duvarları kalemişi panolar halinde çiçek motifleri ve İstanbul Manzarası tasvirleri ile bezelidir. Tavan yaldız boyalı bitkisel motifler ve ahşap oymalarla süslenmiştir. Hamam odasının kapısı, tavanı, yüklük ve dolap kapaklarında yine bitkisel motifli ahşap işçilik dikkati çekmektedir.Alçı işçiliğinin güzel örneklerini ocak davlumbazları ile tepe pencerelerinde görmek mümkündür. Paşa odasının ocak davlumbazındaki plastik akantus yaprakları batı etkisini, havuzbaşı odasındaki ocağın kabartma alçı üzerine boya ile yapılmış karanfil, lale gibi çiçek motifleri klasik üslubun özelliklerini yansıtmaktadır. Tepe pencerelerinde alçılı vitray görülmektedir ve bunlarda kullanılan "Mühr-ü Süleyman" Türk süsleme sanatında sevilen motiflerden biridir.
 
Latifoğlu Konağı geçmişteki fonksiyonlarına göre yörenin eşyası ile donatılmış mankenlerle canlı ve gerçekçi bir teşhir yapılarak 1989 yılında müze-ev olarak hizmete açılmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

TOKAT'ımızın tarihi

21/3/2008 · Kategori: ilimiz TOKAT

ESKİ İSİMLERİ

  KOMANA  (ANTİK BİZANS)
  EVDOKSİA, DOKİA
(ANTİK BİZANS)
  DOKAT
(ARAP)
  KAH-CUN
(İRAN)
  DAR ÜN-NUSRET
(SELÇUK)
  SOBARU
(MOĞOL)
  DAR ÜN-NASR
(YILDIRIM BEYAZIT,OSMANLI DEVLETİ)
  TOKAT
(OSMANLI VE CUMHURİYET DÖNEMİ)

     Tokat,uygarlıkların merkezi olan Anadolu` da, zengin doğal kaynakları, jeostratejik konumu nedeni ile, beyliklerin, devletlerin ve imparatorlukların yaşama ve fetih alanı olmuştur. Orta karadeniz dağlarından güneye, Anadolu`nun içlerine doğru, değişik rakımlarda dizi dizi yaylalar, ovalar, bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla, Dünyada benzeri az olan bu cennet İlimiz, canlı ve zengin tarihinin izlerini bugün de yaşatmaktadır.

       Tokat Merkez olmak üzere, Zile`den Reşadiye`ye, Erbaa ve Niksar`dan Artova`ya kadar, ilçe ve köylere yayılmış sayısız tarihi varlıklarımızın pek çoğu, 5000 yıldan bu yana istilalar, savaşlar, depremler ve tahribatlarla yok olmuş veya yıkılmışlardır. Yer altında kalanlar gün ışığına çıkarılmayı beklerken, günümüze kadar oluşan pek çok anıt eser de yeterince korunamamaktadır. Büyük Atatürk`ün "Misak-ı Milli" diyerek, sınırlarını çizdiği engin tarihi değerlerini araştırmak, ortaya çıkarmak, korumak, yeni kuşaklara ve tüm dünyaya tanıtmak, kültürümüzün, yurt sevgimizin bugünü ve geleceği için milli görevimizdir.    

          Büyük Hitit İmparatorluğu batıdan gelen Balkan kavimleri önünde dağılıp güney doğuya göçerken, Balkan asıllı Frig kavimleri, 500 yıl sürecek uygarlıklarını Anadoluda kurmaya başlarlar. Sonraları. doğudan güçlü Pers, batıdan Büyük İskender istilası Anadoluyu baştan sona aşar. M.Ö. 4. yüzyıla geldiğimizde, bölgenin eski halkı hatti`ler, Hitit`ler, Hurri`ler Mitanni`ler, Frig`ler zaman içinde yeni kavimlerle kaynaşmış, terk ettikleri kentler üzerine, Pers, Helenistik ve Pontus kentleri kurulmaya başlanmıştır. Tokat ilindeki Kelkit, Yeşilırmak ve Çekerek nehirleri boyunca kurulu Hitit ve Frig yerleşim alanları, M.Ö. 2500-400 arasında, yüksek düzeyde sanat ve kültür yaşamına sahip olmuştur.

         M.Ö. 6. yüzyıl ortalarından, 4. yüzyılın sonuna kadar Pers egemenliğine giren Anadolu`da Tokat ve çevresini yöneten güçlü Satrapları M.Ö. 333 de Büyük İskender`in hızlı ve hırslı istilası ile şaşkına dönen mağrur Pers kralları teslim olurken, Anadolu`da helenistik çağ başlamaktadır. 300 yıl süren ve sanat etkinliklerinin zirveye çıktığı bu dönem daha sonra Roma`ya miras kalacaktır.

          M. Ö. 1. yüzyılda küçük Asya fethine gireşen roma imparatorları, batıdan başlayarak, Anadolu`nun iki önemli yerleşme bölgesi olan, Kayseri Kapadokya`sı ile kuzeyde Tokat`ın (COMANA) merkezi olduğu Pontika Kapadokya`sını ele geçirirler. Ancak yörede güçlü bir devlet kuran Pontus kralları MİTHRİDAT` lar Roma`ya şiddetle direnmişlerdir. M.Ö. 47 de, SEZAR orduları ile Zileye gelir. 5 aat süren savaş sonunda Pontus kralı 2. PHARNAKES`i yener. "Geldim, gördüm, yendim." dediği, tarihe mal olan sözcüklede Zile`deki başarısını özetler. Tokat (COMANA), Niksar ( NEOCAESAREA), Sulusaray (SEBASTOPOLİS), Zile(ZELA) M.S. 5. yüzyıla kadar birer Roma eyalet şehri olmuşlardır.

          4. Yüzyıl sonunda Roma imparatorluğu yıkılır. Doğuda devam eden yeni Bizans imparatorluğu, Roma devlet düzenine sahip çıkar. Ancak genç Roma kültür ve sanatını hiristiyan dini ile yorumlar, kendine özgü, yepyeni bir uygarlığı tüm Anadoluya yayar. 1000 yıl gibi uzun süren Bizans egemenliği, hristiyanlığı Anadolu`da himaye etmiş, kurumlaştırmıştır. Tokat ve Niksar Pontika Kapadokyası`nın piskoposluk merkezleri olmuştur.

          1071 yılına geldiğimizde, 600 yıldır devam eden Bizans gücünün, Selçuk ve Danışment Türkleri karşısında gerilemeye başladığını görüyoruz.

         11. yüzyıldan 14. yüzyıl sonuna kadar geçen 300 yıl, Anadolu`da, birçok devletin kaderini belirleyen, karmaşık ve amansız mücadelelerle doludur. Tarihçiler için en bol kaynağında bu devirde yaratıldığını görüyoruz.

         12. yüzyılda, Bizans imparatorluğu giderek güçlenen Türk-İslam devletleri karşısında çökmeye başlamıştır. Selçuklular doğu ve orta Anadolu`yu, Danişment`ler merkezi Sivas ve Niksar olan kuzey anadolu`nun iç bölgelerini ele geçirirlerken, kutsal topraklara ulaşmak isteyen Haçlı orduları, dört bir yandan Anadolu`ya çıkarlar. Bizans, Selçuk, Danişment, Haçlı çatışmaları derken, arkasından Moğol akınları silindir gibi gelerek, Anadolu`ya girerler. Yöremiz dost ve düşmanın karıştığı tam bir savaş ve güç arenasına döner. Bu arada, Anadolu`da kurulu pek çok küçük hiristiyan krallık ve beylikleri de büyüklerin ayakları altında ölüm-kalım mücadelesi vermektedirler.

          13. yüzyıl sonuna kadar sürüp giden ve hareketli dönemde, aynı gün el değiştiren kentler, yıkılıp yıkılmış, sabah cami olan yer akşam kilise ertesi sabah tekrar camiye dönüştürülmüştür. Ayaklanmalar, kanlı hanedan ve taht kavgaları, ihanet ve servet çatışmaları ile Anadolu`da yer yerinden oynamıştır.

        Bu dönemin en önemli uygarlığı şüphesiz Selçuk Türklerinin Anadolu`da yarattığı hamanist kültür, sanat, bayındırlık, mimarlık ve bilimsel çalışmalardır. Tokat yöresinde hemen yüzyüze geldiğimiz, özü güzellik ve sabır olan bu uygarlık, mücadelerle geçen 2. yüzyıl gibi kısa zamanda Anadolu`nun her yanına yayılabilmiştir.

         13. Yüzyıl, Acımasız Moğol Hanları yüzbinlerce Anadolu insanını kılıçtan geçirmektedirler. İslam-Hiristiyan herkesin can derdine düştüğü bu yıllarda, yıkılmaya başlayan Selçuklu hanedanını kurtarma çareleri arayan "MUİNEDDİN PERVANE`nin Moğollarla anlaşması, Tokat`tan devleti 15 yıl akıl almaz entrikalarla yönetmesi, Sultan RÜKNEDDİN KILIÇARSLAN`ı boğdurup yerine GIYASETTİN KEYHÜSREV`i geçirmesi, mecalsiz Selçuklu devletinin çöküşü, İlhanlı Hanı OLCAYTON`un doğu Anadolu`yu işgali, İran Moğollarının, ERTANA beylerinin Tokat ve yöresindeki hakimiyeti, KADI BURHANETTİN dönemi, dirayetsizlik, huzursuzluk ve isyanlar. En önemlisi devletin güçlü zamanından sin hristiyanlar tekrar kent, kale ve köylere dönmektedirler. Ahali sahipsiz, şaşkın ve korkulu... Burada Evliya Çelebi`den aldığımız ve Tokat ile ilgili HACI BEKTAŞ VELİ`nin kehanetini verelim.

       12. yüzyılda Horasandan gelip Söğut`te Ertuğrul ve Osman Bey`e giderken Tokat kalesinin kafirler tarafından yeniden zapt olduğunu görür ve sümbüllü denilen bağda oturarak "İnşallah yakında yıldırım gibi bir er çıkıp Tokat`ı fetheder" diye kehanette bulunur. Sümbül bağında bir halifesini seccade sahibi ederek bırakır. O zat hala "SÜMBÜLLÜ BABA " adıyla meşhur bir kutup olup orada gömülüdür.

       Hacı Bektaş Veli`nin kehaneti 175 yıl sonra doğru çıkar. 1392 de YILDIRIM BEYAZIT Tokat`ı tüm çevresi ile Osmanlı birliğine dahil eder. Yükselme devrinde Selçukluların bıraktığı yerden başlayan Osmanlılar Tokat`ı önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline getirirler. Günümüzde de kullanılan pek çok tarihi anıt, üç asır süren bu yükselme yıllarında yapılmıştır. Sayısız saray, han, mederese ve zaviyenin yer aldığı Tokat`ta başta MOLLA LÜTFİ, İBN-İ KEMAL, MOLLA HÜSREV gibi alimler olmak üzere pek çok devlet adamı, sanatçı, bilim adamı, tarihçi, bektaşi ve mevlevi alimleri bu çağlarda yetişmiş, Osmanlı İmparatorluğunun yükselmesinde ve birliğinde önemli katkıları olmuştur.

      17. Yüzyılın bitimi ile beraber gerileyen imparatorluk döneminde Tokat olumsuz etkilenmiş, gelişme ve canlılığını yitirmiştir.

       20. Yüzyıl başlarında Birinci Dünya Savaşının acı günlerini yaşayan Tokat 1920 Sevr anlaşması ile parçalanmış Anadolu`dan arta kalan bir avuç Türk bölgesi içinde kalmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!


View my page on Turk Blog Yazarlari

« Önceki :: Sonraki »

Technorati Profile