Lilypie 3rd Birthday PicLilypie 3rd Birthday Ticker
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Sevgi neymiş miş miş ...

28/11/2008 · Kategori: cocukca

SEVGİ

çiçeklerin büyümesini izlemektir




mektup yazmaktır





hep O'nu düşünmektir





birlikte vakit geçirmektir





dalgaların sesidir SEVGİ





kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir





birlikte AYNI yöne bakmaktır





eşit olmaktır





vahşi dalgalara yelken açmaktır





yağmura aldırmadan yürümektir





uçurmaktır sevdiğini





piknik yapmaktır





yanağını okşamaktır





ve küçük bir busedir


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Dostluk neymiş miş miş ....

28/11/2008 · Kategori: cocukca

 



Dostluk Sabah öperek uyandırmaktır...



Aynı dala tutunmaktır kimi zaman




aynı bisikleti sürmektir. Ayağınız yetişmese bile...




Dans etmektir kolkala...



küçük hediyeler almaktır...

ve Kimi zaman aynı kalbi paylaşmaktır..




Öpmektir onu doyasıya


Ve bunu söyleyebilmektir

'Dostlugun en büyük Armağan Bana'


Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Boyama kitabı sitesi...

27/10/2008 · Kategori: cocukca

 

Aşağıdaki linkte çok sayıdaki çizgi kahramanın boyama sayfalarına ulaşabilirsiniz...tabii ücretsiz...

 

 

http://www.coloring-book.info/coloring/

 

 

sonra onları print edip istediğiniz boya ile çocuklarınızın boyamalarını sağlayabilirsiniz...
 haydi kolay gelsin ii eğlenceler...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bir Ceninin Hatıra Defteri...

16/10/2008 · Kategori: cocukca

 Gözlerim yoktu, gözlerimin olmadığını bir Sen gördün.

Görmüyorum. Görme isteğine bile körüm. Görmek istediğimi bilmiyorum.

Gözlerim yok. Ne renklerden haberim var, ne şekilleri tahmin edebilirim.

Sen bana gözlerimi verdin. Görmek istediklerimi de sen verdin. Görme isteğimi gördün...

Ben görmek istiyor bile değilken, beni gördün.

Gözümün göreceklerini

gördün...

Sen gördün, Sen verdin.

Elim yoktu, sen elimden tuttun.

Tutunacak bir dal da bilmem. Ellerim yok.

Ne avucumda bir şeyim, ne de elde tutmak istediğim.. Yok.

Sen bana el verdin. Beni elimden tuttun. Elimden tutacak bir ana verdin.

Elde edeceklerimi Sen hazır ettin. Her şey Senin ‘kudret eli'ne tutundu. Ben, ellerim ve elde edeceklerim, öylece avuca geldi.

Sağırdım, bana Sen kulak verdin.

Bir haber yok, kötüsü bile. Sesler uzak, müzik yabancı, ahenk dargın.

Dalgaların sesini işiten, mahrem fısıltılardan haberli kulaklarım oldu.

Kuru yaprağın dalından düşüşünü duyan, rüzgârın ıslığına ritim veren, yağmurun yağışına ahenk katan, her notada ruhuma yeniden üfleyen Sen'sin.

Bana kulak verdin. Her şeyi, her an işiten Sen.

Ben kulak sahibi değilken, işitmek isteğimi işittin.

Ben müziği bilmezken, ben rüzgârın ve denizin sesini işitmezken, ben annemin sesini tanımazken,ben sağır iken, beni Sen işittin, arzularıma Sen kulak erdin, iç çekişlerimi Sen duydun.

Beni Sen işittin, işitmek istediklerime Sen kulak verdin.

Beni işitir eyledin.

Dilim dönmüyor. Sesim çıkmıyor. Dudaklarım suskun. Konuşma yok; bir hece bile...

Damaklarıma hiç değmedi dilim. Her dudak arasını gül bahçesine çeviren o ince çizgi, bir tebessüm yok, tebessüm eden de yok.

Öpecek yok beni. Ve öpemem de...

Daha dudağım dudağıma değmedi. “Ağzı var dili yok” bile değilim. Dilim yok, ağzımda, damaklarım da, dudaklarım da... Lezzetleri bilmiyorum. Dilimi tuza bandırmadım daha. Damağımda şeker tadı hiç gezinmedi. Dudaklarıma pınar suyu değmedi.

Ve  Sen bana damak verdin. Dudak verdin. Dil verdin. Söz verdin. Dudağıma gökten soğuk sular değdireceğine, damağıma lezzetler ihsan edeceğine, dilime şiirler dolayacağına bana söz verdin.

Ve söz verdin ağzıma.

Kur'ân'la konuşan Sen,

taşları, dağları, denizleri konuşur eyleyen

Sen dilime kelâm verdin.

Söz verdin ağzıma...

Sözden anlayan dostlar verdin...

Bir tebessümden habersizken, ben gülmeyi bilmezken, bana rahmetinle Sen tebessüm ettin.

İki dudak verdin, bir dil. Cümle dudakları gül eyledin.

Gülücükler verdin.

Güller verdin.



Ayaklarım yoktu, beni varlığa Sen yürüttün. Çıkış yok.. yollar kapalı... ne dağlar, ne vadiler yürünesi değil... iki ayağım yokluk çukurunda . adım atacak yer yok. ayaklarım yok... güzel ayakkabılarım da...

Çiçekli çoraplarım, yeni örülü patiklerim kayıp. Coşkuyla koşacak kimsem yokken, ağır ağır yürüyeceğim yolları bilmezken, Sen beni bilinmez yolardan geçirdin.

Ayaklar verdin. Yokluktan varlığa yürüttün bedenimi. Hiç yoktan ayağa kaldırdın beni. Yol verdin.

Ve çiçekli çoraplar ve güzel ayakkabılar verdin. Ayakalarımı verdiğin gibi, yürünesi yolları, dağları, denizleri ve vadileri ayaklarımın altına serdin.

Gelmeye yüzüm yoktu, Sen bana yüz verdin.

Beni tanımıyordu annem babam bile...

Varlığımdan haberli bile değillerdi.

Ben de bilmiyorum var olduğumu.

Var olma arzumun bile farkında değilim. İnsan olduğumu da bilmem. “anılmaya değer bir şey” değilim. Kimse saymıyor beni.

Adım yok, adam yerine koyulmuyorum.

Yüzüm yok. Çatık bir kaşım, gamzeli bakışlarım yok. Saçlarım, kirpiklerim yok. kaşlarım kirli bile değil; yok... yüzüme çamur bulaşmamış; çünkü yok.

Şekilsiz, biçimsiz, kaba, belirsiz ve korkunç görünüyorum. Böyle görseydi beni annem, belki yüz vermezdi bana. Yüzüme bakmazdı.

Yüzüme bir Sen baktın. Bana Sen yüz verdin. Yokluğun kirli, çirkin maskesini yüzümden indirdin. Rahman suretini indirdin yüzüme. Annemin gözlerine değesi, “bebek yüzlü” tenler giydirdin ete kemiğe...

Kirpiklerimin ucuna gamzeli bakışlar düşürdün. Ve yanaklarıma gülücükler saldın. Saçlarımı verdin, “zülf-ü yâr” olası çizgiler çizerek, kaslarımı eğri kıldın yay gibi,

Bakışlarıma nur verdin ay gibi..

Karşısına vurulası âşıklar koydun...

Güneşi göz ucuma Sen getirdin.

Bilmezdiler oysa ilgimi.

Tanımazdılar beni.

Sen yüz vermesen, yüzümü kalplerine âşina eylemesen, yüz süremezdim annemin yüzüne.

Hayatı yitirdiğimde de bana yeniden hayat verecek Sensin.

Birgün toprağa yüz sürdüğümde de tanımayacaklar yine...

Yüzüme bakmayacaklar.

Varlığımı belki hesaba katmayacaklar.

Taşlara kazıyacaklar adımı en fazla...

Unutmamak için...

Ama beni hiç unutmayacaksın Sen.

Beni bilecek, anlayacak, hatırımı Sen soracaksın.

Gözümü ve gördüklerimi gören, elimi ve elimdekileri tutan,dilimi ve dilimdekileri konuşturan, dudağıma tebessüm güller koyan, ayaklarımı yokluktan varlığa ulaştıran, var olmaya yüzüm yokken bana yüz veren Sen;

Çürümüş kemiklerim, toprağa düşmüş ellerimi, karanlığa akmış gözlerimi, erimiş dudaklarımı, yokluğa kaymış ayaklarımı, işitmez olmuş kulaklarımı, yitik tebessümümü, unutulmuş yüzümü,

Verir de yine Sen verirsin elbet.

Yine, yeni, yeniden diriltirsin beni.

Ey Hayatı Veren ve Ey Hayatın Sahibi. 



www.kadıncakararınca.com
Senai DEMİRCİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yeni doğmuş bebeğin günlüğü-3 :)

4/6/2008 · Kategori: cocukca

beslenme

 

 

32.gün
burnum tıkalı bugün.. sanırım tombalak beni üşüttü.. akşam annem eve gelince-bu arada annem sadece
akşamları evde oluyor sebebini anlayamadığım bir şekilde- minik bir tüpten burnumdan içeri bir kaç
damla su boca etti.. boğuluyorum sandım önce.. ama sonra rahatça nefes almaya başladım..

40.gün
herkes kırkı çıkmak gibi bir şeyden bahsediyodu, bugün anladım ne olduğunu, bir sürü tuhaf giyimli
insan evde toplandı, biri çıkıp uzuuun uzun bişeyler sölediler, beni içinde yuvarlak, kaskatı
şeylerin bulunduğu bi suda yıkadılar. canım annem o yuvarlak şeyler canımı yakmasın diye ayrı bi
çaba gösterdi, sonra da teker teker herkesin elinde dolaştım. yine salak salak mimikler yaptılar.
umarım bir daha böyle bi gün yaşamam,korkunçttu ...

45.gün
fazla süt bünyeye iyi gelmiyormuş, feci kustum, üstümdekiler ıslandı, bağırıyorum gelip şebeklik
yapıyorlar, ayıp olmasın diye susunca da gidiyorlar, ben de tekrar bağrıyorum bu sefer de "bu çocuk
çok şımardı hep yanında kalalım istiyor" diyorlar. kalkıp kafa da atamıyorum, üşüdüm ya, üstüm başım
ıslak kaldı.

48.gün
etrafıma gelen insanlar "hadi hede de", "hödö de", "gül bakayım" gibisinden şeyler söyleyip
duruyolar, bıktım artık ya... ama bugün yapacağımı yaptım, öyle diyenlerden birinin kucağındayken
kakamı yaptım. kadın kokuyu alınca anneme resmen fırlattı beni. kurtulmanın yolunu buldum. yaşasın
kötülük!!!

49.gün
annem beni "masaj yapacağım" diye bir güzel mıncıkladı, cıvık cıvık yağın içine soktu, bağrındım ama
"sağlığın için gerekli bebeğim" dedi ve devam etti, e o kadar mıncıklayınca da kustum haliyle, bu
sefer de kızdı, sanki benim suçum.

50.gün
ana kucağı denen bir yere oturttular beni, samimi söyleyeyim rahat ama bir yere kadar, ses
çıkarmadım diye saatlerle içinde bıraktılar, belim koptu, bağlamışlar bir de çıkamadım, gerçi
bağlamasalar da çıkmazdım. bir de kıvranma/gaz çıkarma hareketimi yaparken başıma taktıkları şapka
gözümü kapatıyor bunun içindeyken, hoşuma gitmiyor etrafa bakamıyorum. sonradan öğrendim ki bunun da
içinden çıkmak için bağırmak gerekiyormuş.

51.gün
ye, iç, sıç, uyu... ne büyük bir kısırdöngü" ...
prrttzzzz... aha işte yine sıçtık....

52.gün
bugun uyandım ağladım herkes uyandı. karnımı doyurdular. sonra altıma işedim, değiştirdiler. sonra
karnımı doyurdular. bu sefer de altıma sıçtım tabiki değiştirdiler. sora memeye yumuldum. sonra
altıma hem sıçtım hem de işedim, değiştirdiler. bir de gün boyu bana tuhaf tuhaf hareketler yapıp
güldüler, hepsi mal bunların. büyüyünce gösteririm be onlara

55.gün
doktora gittik yine iğne vurdu, tamam dedik, fazla ses etmedik ama sonra tuttuğu gibi soktu fitili.
ayıptır günahtır, daha sabi sübyana yapılmaz bu be
 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!


View my page on Turk Blog Yazarlari

« Önceki :: Sonraki »

Technorati Profile